19 Aralık 2016

HZ. YUNUS DUASI

DUA HARMANI

UMUT DUASI

 ﻻ َٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّٓ ﺍَﻧْﺖَ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﺍِﻧِّﻰ ﻛُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤِﻴﻦَ

Lâ ilâhe illâ ente Sübhâneke innî küntü minez - zâlimîn
MANASI:
Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum." Enbiyâ Sûresi, 21:87.)



HZ. YUNUS KISSASI

Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'ın kıssa-i meşhuresinin hülâsası: Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümid kesik bir vaziyette;münacatı, ona sür'aten vasıta-i necat olmuştur.
Şu münacatın sırr-ı azîmi şudur ki:
O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünki o halde ona necat verecek öyle bir zât lâzım ki; hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semaya geçebilsin. Çünki onun aleyhinde "gece, deniz ve hut" ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine müsahhar eden bir zât onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsa idiler, yine beş para faideleri olmazdı. Demek esbabın tesiri yok. Müsebbib-ül Esbab'dan başka bir melce' olamadığını aynelyakîn gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için şu münacat birdenbire geceyi, denizi ve hutu müsahhar etmiştir. O nur-u tevhid ile hutun karnını bir taht-el bahr gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağ-vari emvac dehşeti içinde; denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahra, bir meydan-ı cevelan ve tenezzühgâhı olarak o nur ile sema yüzünü bulutlardan süpürüp, Kamer'i bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdid ve tazyik eden o mahlukat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn altında o lütf-u Rabbanîyi müşahede etti.
İşte Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'ın birinci vaziyetinden yüz derece daha müdhiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz, istikbaldir. İstikbalimiz, nazar-ı gafletle onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu sergerdan küre-i zeminimizdir. Bu denizin her mevcinde binler cenaze bulunuyor; onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim heva-yı nefsimiz, hutumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hut, onun hutundan bin derece daha muzırdır. Çünki onun hutu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hutumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor.
Madem hakikî vaziyetimiz budur; biz de Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'a iktidaen, umum esbabdan yüzümüzü çevirip doğrudan doğruya Müsebbib-ül Esbab olan Rabbimize iltica edip;
ﻻ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّٓ ﺍَﻧْﺖَ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﺍِﻧِّﻰ ﻛُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤِﻴﻦَ 
demeliyiz ve aynelyakîn anlamalıyız ki: gaflet ve dalaletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve heva-yı nefsin zararlarını def'edecek yalnız o zât olabilir ki; istikbal taht-ı emrinde, dünya taht-ı hükmünde, nefsimiz taht-ı idaresindedir.
Acaba Hâlık-ı Semavat ve Arz'dan başka hangi sebeb var ki, en ince ve en gizli hatırat-ı kalbimizi bilecek ve bizim için istikbali, âhiretin icadıyla ışıklandıracak ve dünyanın yüzbin boğucu emvacından kurtaracak? Hâşâ, Zât-ı Vâcib-ül Vücud'dan başka hiçbir şey, hiçbir cihette onun izni ve iradesi olmadan imdad edemez ve halaskâr olamaz.
Madem hakikat-ı hal böyledir. Nasılki Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'a o münacatın neticesinde hutu ona bir merkûb, bir taht-el bahr ve denizi bir güzel sahra ve gece mehtablı bir latif suret aldı.

Biz dahi o münacatın sırrıyla

ﻻ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّٓ ﺍَﻧْﺖَ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﺍِﻧِّﻰ ﻛُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤِﻴﻦَ
demeliyiz.
ﻻ َٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّٓ ﺍَﻧْﺖَ;
Senden başka ilâh yoktur.) cümlesiyle istikbalimize,
ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ
Sen her noksandan münezzehsin.)kelimesiyle dünyamıza,
ﺍِﻧِّﻰ ﻛُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤِﻴﻦَ
Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.) fıkrasıyla nefsimize nazar-ı merhametini celbetmeliyiz.
Tâ ki, nur-u iman ile ve Kur'anın mehtabıyla istikbalimiz tenevvür etsin ve o gecemizin dehşet ve vahşeti, ünsiyet ve tenezzühe inkılab etsin. Ve mütemadiyen mevt ve hayatın değişmesiyle seneler ve karnlar emvacı üstünde hadsiz cenazeler binip ademe atılan dünyamız ve zeminimizde, Kur'an-ı Hakîm'in tezgâhında yapılan bir sefine-i maneviye hükmüne geçen hakikat-ı İslâmiyet içine girip selâmetle o denizin üstünde gezip, tâ sahil-i selâmete çıkarak hayatımızın vazifesi bitsin. O denizin fırtınaları ve zelzeleleri, sinema perdeleri gibi tenezzühün manzaralarını tazelendirmekle, vahşet ve dehşet yerine, nazar-ı ibret ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp ışıklandırsın. Hem o sırr-ı Kur'anla, o terbiye-i Furkaniye ile; nefsimiz bize binmeyecek, merkûbumuz olup, bizi ona bindirip, hayat-ı ebediyemizin kazanmasına kuvvetli bir vasıtamız olsun.




HZ. YUNUS KİMDİR KISACA:

Hazret-i Yunus: Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen Hz. Yunus (a.s.), İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerdendir. Musul yakınlarında bulunan Ninova halkına peygamber olarak gönderilmiştir. Yunus ibni Metta adıyla meşhur olan Yunus (a.s.), kendisini balık yuttuğundan dolayı Kur'ân-ı Kerim'de Zennun ve Sahib-i Hut ünvanlarıyla zikredilir. Kavminin içinde özü sözü doğru, yalanı olmayan, yardım sever bir kişi olarak tanınmıştır. 30 yaşında kavmine peygamber olmuştur.
Halkını yıllarca Allah'a ibadete ve imana davet etmiştir. Kavmi ise ona eziyet ve cefa ederek, Allah'a iman etmeyi reddetmiş, onunla alay etmişlerdir. Hz Yunus yılmadan kavmini hak dinine davet ederek, onlara  Allah'ın azabını anlatmıştır. Halkı buna karşılık,
"Bir tek kişinin hatırına azap gelip herkesi yok edecekse, sen müsaade et azap gelip bizleri yok etsin." diyerek alay etmiştir. Kavminin bu hareketlerinden üzülen Hz Yunus, onların arasından ayrılmıştır. Allah kendisine vahyedip;" 
Kullarımın içinden ayrılmakta acele davrandın. Geri dönerek onları kırk gün boyunca imana çağır." 
buyurmuştur. Hz Yunus bunun üzerine kavminin yanına dönerek, halkını dine davet etmeye devam etti. Otuz yedi gün boyunca bu davetine devam etmesine rağmen, kavmi buna riayet etmemiştir. Bunun üzerine Hz Yunus;
"Sizler üç güne kadar başınıza gelecek olan azabı bekleyiniz."
demiştir. Bu gün geldiğinde gökyüzü kararmış ve halkın  korkuları başlamış. Herkesi korku sarmış. İçlerinden biri;
"Hz Yunus aramızda ise korkmayın, eğer o gitmişse azap bizleri helak edecektir."
demiş. İşte o an Allahü Teala hepsinin kalbine pişmanlık duygusunu vermiş.
Yaşlı bir kişiden akıl alarak, yapmaları gerekeni öğrenmek istemişler. O kişi azabın gelmesine iki gün daha olduğunu, bu sürede tövbe ederek, azabın kalkması için dua etmelerini tavsiye etmiş. Bunu işiten halk yüksek bir yere çıkarak, Allahü Teala'ya ve peygamberi Hz Yunus'a iman etmişlerdir.
Allah'tan azabın kaldırılmasını niyaz etmişler. O güne kadar yaptıkları haksızlıklar ve kötülükler için tövbe etmişlerdir. Allah'ta tövbelerini kabul etmiş ve üzerlerindeki azabı kaldırmıştır. Halk bundan sonra Hz Yunus'u şehirde aramaya başlamış. 
Hz Yunus halkının durumunu görmek için şehre gelse de, kendisini yalancılıkla itham edeceklerini düşünerek, içeriye girmemiştir. Buradan Allahü Teâlâ'dan emir almadan Dicle nehri kıyısına gelmiştir. Burada yolcuyla dolu bir gemiye binerek, uzaklaşmış. Bir süre sonra gemi hareketsiz bir şekilde kalmış. İçeride bulunan halk bunu gemide bulunan bir suçluya bağlamışlar ve aralarında konuşmaya başlamışlardı. Kura çekerek aralarındaki suçluyu bulmak istemişler. Bunun üzerine Hz Yunus o kişinin kendisi olduğunu söylemiş, fakat halkı buna inandıramamıştır. Çekilen üç kur'ada Hz Yunus'un isminin çıkması üzerine halk,
"Şüphesiz bu kişi suçlu olmalıdır."
demiştir. Hz Yunus insanları Allah'a iman etmeye davet etseler de, gemide bulunanlar tarafından denize atılmıştır. Gece vakti olan olayda Hz Yunus'u bir balık yutmuştur. Hz Yunus burada hemen Allah'a zikrederek şöyle dua etmiştir;
"La ilahe illa ente Sübhaneke inni küntü minez - zalimin." (Enbiya suresi 87.ayet)
"Ya Rabbi! Senden başka ilah yoktur. Seni noksanlıklardan uzak tutarım. Ben şüphesiz ki zalimlerden biri oldum." 
Bunun üzerine Yüce Rabbimiz balığa emrederek, ona zarar vermemesini bildirmiştir. Bir süre sonra balık Hz Yunus'u sahile çıkarıp atmıştır. 
Otuz yaşlarında peygamber olarak görevlendirilen Hz. Yunus (a.s.), halkını otuz üç sene hakka davet etmiş, ancak kendisine sadece iki kişi iman etmiştir. O da şehri terk edince, halkı gelecek bir azaptan korkup kendisine iman etmişlerdir. Hz. Yunus da tekrar geri dönerek irşada devam etmiştir.
Bu arada şehri kaplayan kara dumanlardan kurtulmak isteyen halk, Allahü Teala'ya yalvarmış ve tövbe etmiştir. Şehrin üzerini kaplayan kara dumanlar dağılmış, halk belalardan kurtulmuştur. 



Bu yazı; dualar, hz yunus duası, yunus aleyhisselamın kıssası, darda kalınca okunacak dua, çaresiz kalınca okunacak dua, çok zorda kalınca dua, umut kalmayınca okunacak dua hakkındadır.

0 YORUM:

Yorum Gönder