26 Eylül 2018

ŞEHİTLER İÇİN DUA

DUA HARMANI

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN ŞEHİT DUASI

Sa‘d bin Muâz (ra) dan rivayet edildiğine göre Uhud Harbi’nden Medîne-i Münevvere’ye dönerken Sa‘d’ın annesi Kebşe bint-i Ubeyd (ra)ın “Yâ Rasûlâllah! Şehîdlerin geride bıraktıklarına da duâ ediniz!” demesi üzerine;
Rasûlullah (sav):
“Allâh’ım!
Onların kalplerindeki hüznü gider!
Musîbetlerinin ecrini ihsân eyle!
Geride kalanlara en güzel şekilde sahip çık!”
diye duâ ettikten sonra yola devam etti. 


ŞEHİT DUASI

(Türkçe)


Bismillâhirrahmanirrahîm
(Rahman ve Rahim olan Allah'ım adıyla) 
Ey alemlerin Rabbi Allah'ım;
Bizleri yoktan var ettin ve o sonsuz sevgini gönüllerimize işledin. Bizleri rahmet ve büyük merhametinle yüce huzuruna kabul ettin. Allah'ım sana sonsuz hamdü senalar olsun.
Allah'ım;
İçimize atılan fitne ateşi ile bizleri birbirimize düşürmek isteyen düşmanlarımıza karşı bizlere tek vücut ve tek bilek olmayı nasip eyle.
Ya Rabbim;
Şu gencecik bedenlerini senin uğruna ve vatanları uğruna feda eden ve ruhunu sana hediye eden yüce şehitlerimizin vatanından sana yalvarıyoruz.
Ya Rabbim;
O güzel bedenlerini vatanına ve milletinin huzuru ve geleceği için feda eden şehitlerimizin mekanlarını cennet makamından bir makam eyle. 
Ya Rabbim;
Yüce şehitlerimizi habibin Muhammed Mustafa(SAV) ya komşu eyle.
Ya Rabbim;
Vatanının ve milletinin istikbali ve istiklali için vatanı için can veren yüce şehitlerimize sonsuz rahmetinle muamele eyle. 
Ya Rabbim; 
Canlarını vatanları için seve, seve feda eden yüce şehitlerimizin geride kalan anne, baba,eş ve çocuklarına sabrı cemil ihsan eyle ve bütün milletimize bu elim acılardan dolayı da sabrı cemil ihsan eyle.
ÂMÎN, ÂMÎN, ÂMÎN, 

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN ŞEHİT DUASI

Uhud Harbi’nden Medîne-i Münevvere’ye dönerken Rasûlullah (sav) at üzerinde bulunuyor, atın dizginini de Sa‘d bin Muâz (ra) tutuyordu.
Sa‘d’ın annesi Kebşe bint-i Ubeyd (ra), Efendimiz’e doğru geldi.
Sa‘d: “Yâ Rasûlâllah! Bu annemdir.” dedi.
Rasûlullah (sav): “–Merhaba ona!” buyurdu.
Kadın, Allah Rasûlü’ne yaklaşıp mübârek yüzüne baktıktan sonra: “Anam babam Sana fedâ olsun yâ Rasûlâllah! Senʼi sağ sâlim gördüm ya, artık bütün musîbetler hiç gelir!” dedi.

MÜJDELERİN EN GÜZELİ

Rasûlullah (sav), ona şehîd düşen oğlu Amr bin Muâz’dan dolayı baş sağlığı diledikten sonra:
“Ey Sa‘d’ın annesi! Seni müjdelerim! Bütün ev halkına da müjdeler olsun! Kabîlenizden şehid düşenlerin hepsi cennette bir araya geldiler. (On iki şehîd vermişlerdi.) Âile fertlerine şefaat etmelerine de izin verildi.” buyurdu. 

Kadın, “Râzıyız ey Allâh’ın Rasûlü! Bundan sonra artık onlara kim ağlar!” dedikten sonra: “Yâ Rasûlâllah! Şehîdlerin geride bıraktıklarına da duâ ediniz!” dedi.
Rasûlullah (sav): 
“Allâh’ım!
Onların kalplerindeki hüznü gider!
Musîbetlerinin ecrini ihsân eyle!
Geride kalanlara en güzel şekilde sahip çık!”
diye duâ ettikten sonra yola revân oldu.  Ashâb-ı kirâm da ardı sıra yürüyorlardı. 

Efendimiz (sav), Sa‘d’a: “Senin kabîlenden çok yaralı var ve yaraları da ağır. Kıyâmet günü onların hepsi de yaralarından kan akar vaziyette geleceklerdir. Kanlarının rengi kan rengi, fakat kokusu misk kokusu gibi olacaktır. Onlara söyle, evlerine gidip yaralarını tedâvi etsinler! Kimse bizi takip etmesin! Bunu kesin bir emir olarak onlara bildir!” buyurdu.

Sa‘d -radıyallâhu anh: “Rasûlullâh’ın kesin emridir, Benî Eşhel kabîlesinden hiçbir yaralı bizi takip etmeyecek!” diye nidâ etti. Bütün yaralılar ister istemez geri döndüler. Gece boyu ateş yakıp onun ışığında yaralarını tedâvî etmekle meşgul oldular. Bu kabîleden otuz yaralı vardı. (Vâkıdî, I, 315-316; Diyarbekrî, I, 444)

ŞEHİTLİK VE GAZİLİK NEDİR KISACA?

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ: 
Allah yolunda öldürülenlere (şehitlere) ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler fakat siz onu anlayamazsınız.(Bakara-154)
   ŞehitAllah yolunda ve vatan uğrunda savaşırken veya mücadele ederken ölen kimselere verilen isimdir. Allah’ın huzurunda diri olarak hazır bulunup, rızıklandırılacağı ve cennete gireceğine şehadet olunduğu için bu adı almıştır.
     Gazi ise, Allah yolunda ve vatan uğrunda savaştığı ve şehit olmayı arzu ettiği halde ölmeyip, sağ kalan kimseye verilen isimdir. Gazi de şehit olmak ve bu mertebeye yükselmek için savaştığından dolayı o da şehitler derecesindedir. Hatta Peygamberimiz (SAV): “Bir kimse Allah yolunda şehit olmayı can-ı gönülden isterse, yatağında ölse dahi Allah onu şehitler derecesine ulaştırır.” buyurmuştur.




Şehitliğin Faziletleri

Peygamberimiz (SAV)’e bir adam sordu: “Ey Allah'ın Resulü, bana, savaşa denk olan bir amel göster?” 

Peygamberimiz (SAV): “Buna denk bir amel bulamıyorum.” buyurdu. 

Sonra da:
“Savaşçı savaşa çıktığı zaman, camiye kapanır durmadan ve usanmadan namaz kılmaya ve ara vermeden oruç tutmaya gücünüz yeter mi?” buyurdu. 

Bunun üzerine adam: “Buna kimin gücü yeter, ey Allah'ın Resulü?” dedi.

Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَالْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ
وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ: 
“Siz, hacılara su dağıtma ve Mescid-i Haram’ı (Kâbe’yi) onarma işiyle, Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda savaşanların yaptığı işi bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında eşit olamazlar.” (Tevbe-9)

Bu ayet-i kerime'nin nazil olması ile ilgili “Müslim”de şu rivayet yer almaktadır:

Numan b. Beşir (RA) adındaki sahabi şöyle demiştir:“Ben Peygamberimiz (SAV)’in minberi yanında idim. Bir adam bana:“Ben Müslüman olduktan sonra hacılara sakalık etmem hariç, hiç bir emel yapmasam gam yemem.” dedi. Bir başkası da: “Ben Kâbe'yi onarsam da başka hiçbir amel yapmasam aldırış etmem.” dedi. Bir diğeri de: “Allah yolunda savaşmak, bu sizin söylediklerinizden daha faziletlidir.” dedi. Bu bir cuma günü idi. Bunları dinleyen Hz. Ömer (RA): “Susun, Peygamber (SAV)’in minberi yanında böyle sesinizi yükseltmeyin. Ben cumayı kıldıktan sonra konuyu Peygamberimiz (SAV)’den sorup öğrenirim.” dedi. Allah Teâlâ da bu ayeti indirdi (ve onların sözünü ettikleri amellerden hiçbirinin Allah yolunda savaşmakla aynı olmadığını bildirdi.)”

Özürsüz olarak evinde oturup herhangi bir ameli yapan kimseler ile Allah yolunda savaşanların Allah katındaki dereceleri itibariyle eşit olmadıklarını bildiren bir başka ayet-i kerime de şöyledir:

لاَّ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُـلاًّ وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنَى وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْراً عَظِيماً:دَرَجَاتٍ مِّنْهُ وَمَغْفِرَةًوَرَحْمَةً وَكَانَ اللّهُ غَفُوراً رَّحِيماً: 

     “Müminlerden özür sahibi olanlar dışında oturanlarla, malları ve canları ile Allah yolunda savaşanlar bir olmaz. Allah, malları ve canları ile savaşanları, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine cennet va’detmiştir, ama savaşanları, oturanlardan pek büyük ecirle üstün kılmıştır.”(Nisa-95,96)


Evet, insan niçin şehit olmak ister? Çünkü Allah şehâdet mertebesine yükselene cenneti va’dediyor. Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْبِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ: 

“Allah müminlerden mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu),Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir va’ddır. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, büyük bir kazançtır.”  (Tevbe-111)


Bir adam Peygamberimiz (SAV)’e:“Ey Allah'ın Resulü, Allah yolunda öldürülürsem yerim neresidir?” diye sordu. Peygamberimiz (SAV): “Cennettedir.” buyurdu. Adam, yemekte olduğu elindeki hurmaları bırakıp savaşa girdi ve sonunda şehit oldu.”

İnsan niçin şehit olmak ister? Çünkü Cenab-ı Hak, şehitlerin ölü değil, diri olduklarını ve O’nun tarafından rızıklandırıldıklarını bildiriyor. İnsan, ancak ölmekle bu mertebeye yükseldiği halde Cenab-ı Hak onların ölü değil bizim anlayamayacağımız bir hayat ile diri olduklarını bildiriyor, şöyle buyuruyor:

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ:

“Allah yolunda öldürülenlere (şehitlere) ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler fakat siz onu anlayamazsınız.”  (Bakara-154)

Başka bir ayette şöyle buyruluyor:

وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتاً بَلْ أَحْيَاء عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ:فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُواْبِهِم مِّنْ خَلْفِهِمْ أَلاَّ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ:

     “Allah yolunda öldürülenleri (şehitleri) sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın Lütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiç bir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duyurmaktadır.”(Ali-İmran-169,170)


Sevgili Peygamberimiz  (SAV),şehitliğin derecesiyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

“Hiç kimse cennete girdikten sonra bütün dünyaya sahip olsa bile tekrar dünyaya dönmek istemez. Yalnız şehitler, keramet (ve erdikleri nimetler) sebebiyle dünyaya dönüp on defa şehit olmayı arzu ederler.”

Bizzat Peygamberimiz (SAV), bir defa değil birkaç defa şehit olmayı istemiş ve şöyle buyurmuştur:

“Ruhumu kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmemi, sonra tekrar dirilip savaşarak tekrar öldürülmemi, yine dirilip savaşta öldürülmemi arzu ederim.”
Bugün sahip olduğumuz bu cennet vatan kahraman atalarımızın her karışını kanları ile sulayarak bize emanet ettikleri topraklardır. Şair güzel söylemiş:

     “Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu,

      Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu.”

Vatan, bir Müslüman’ın her şeyidir. Çünkü din, namus, şeref ve bağımsızlık gibi kutsal değerler ancak vatan sayesinde korunabilir. Bunun için atalarımız vatanımız için her fedakârlıkta bulunmuşlar, kanlarını akıtarak onu düşmana teslim etmemişlerdir.

Allah'a ve O’nun Peygamberi (SAV)’e imandan sonra, insanı en çok Allah’a yaklaştıran amel, hiç şüphe yok ki Allah yolunda savaşmak ve mücadele etmektir.

Ebû Zerr (RA) diyor ki: “Peygamberimiz (SAV)’e: “Ey Allah’ın Resulü, hangi amel daha faziletlidir?” diye sordum. Peygamberimiz (SAV): “Allah’a iman etmek ve O’nun yolunda savaşmaktır.” buyurdu.

Şehitler Üç Kısımdır:


“Şehit” denilince, Allah yolunda ve vatan uğrunda canını feda eden kimse akla gelir. Esasen şehit, genelde bu anlamda kullanılır. Bununla beraber başka şekillerde ölenlerden şehit olanlar da vardır. Ayrıca bazı şehitler vardır ki, onlara uygulanan hükümler diğer şehitlere uygulanmaz. Bunun için İslâm âlimleri şehitleri, kendilerine uygulanan dünya hükümleri ve Allah katındaki durumları itibariyle üç kısma ayırmışlardır.

1) Hem Dünya Hem de Ahiret Şehitleri:


a) Savaşta gayr-ı Müslimlerle veya eşkıya ve yol kesicilerle yapılan çatışma sonunda öldürülmüş olanlar,

b) Savaş alanında, üzerlerinde öldürülmüş olduklarına dair belirti olduğu halde ölü bulunanlar (üzerlerindeki öldürülme alameti, bunların savaşta öldürülmüş olduğunu gösterir.)

c) Kendisine haksız yere yapıldığı bilinen bir saldırı sonunda öldürülmüş olan ve bundan dolayı da varislerine diyet olarak bir mal verilmesi gerekmeyen herhangi bir Müslüman,

d) Malını, canını ve ırzını korurken haksız yere öldürülmüş bulunan kimse. Nitekim Peygamberimiz (SAV):

“Malını koruma uğrunda öldürülen şehittir. Canını koruma uğrunda öldürülen şehittir. Dinini koruma uğrunda öldürülen şehittir.” buyurmuştur.
İşte bunlar, hem dünya hükümleri itibariyle hem de ahiret bakımından şehittirler. Bu durumdaki şehitler yıkanmaz, üzerlerindeki elbiseler çıkarılmaz, öylece namazları kılınarak gömülürler. Şehidin kefeni, üzerindeki elbisesidir. Ancak üzerinde bulunan ve kefen cinsinden olmayan palto ve ayakkabı gibi şeyler çıkarılır. Üzerindeki elbisesi, örtülmesi gereken yerlere eksik gelirse, tamamlanır.

2) Ahiret Şehidi:


a)  “Ahiret Şehidi” kime diyoruz ve bu adı niçin veriyoruz? Ahiret şehidi, düşmanla ve yol kesenlerle yani eşkıya ile savaşırken yaralandıktan sonra hemen ölmeyip; tedavi olan yemek yiyen, su içen veya bir süre uyuyan veyahut savaş alanında ölmeyip başka bir yere nakledildikten sonra ölenlerdir. Bunlar, Allah katında şehittir ve şehit mükâfatı alacaklardır. Ancak bunlara dünya hükümleri uygulanmaz. Bunlar, diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazları kılınarak defnedilirler.

b) Bir hata sonucu öldürülen Müslüman da ahiret şehididir.

c) Ayrıca boğularak, yanarak, bir yıkıntı altında kalarak ölenler ile aile ve çocuklarının geçimini sağlamak için helâl yoldan çalışıp kazanırken ölen kimseler ve ilim yolunda ölenler de ahiret şehidi sayılır. 

Nitekim Peygamberimiz Efendimiz (SAV),şöyle buyurmuştur:
“Şehitler beştir: Vebadan ishalden ölenler, suda boğulanlar, duvar ve toprak altında kalıp ölenler ve Allah yolunda şehit düşenler.”

3) Dünya Şehidi


İnanmadığı halde Müslüman görünen ve Müslümanların yanında savaşırken öldürülen kimsedir. Bu da şehit sayılır, yıkanmadan namazı kılınarak elbisesiyle gömülür. Ancak, inancı olmadığı ve yalnız dünya ile ilgili amaçlar için savaşarak öldürüldüğünden "dünya hükümleri bakımından şehit sayılır ise de Allah katında şehit değildir."




Burada önemli olan iki hususa işaret etmekte yarar vardır.

  • Yapılan işler kişinin niyetine bağlı olarak değerlendirilir. Nitekim Peygamberimiz Efendimiz  (SAV),bu konuda şöyle buyurmuştur:


“Ameller ancak niyetlere göre değerlenir. Herkese ancak niyet ettiği şey vardır.”

  • Hiç kimsenin iç dünyası bilinemeyeceği için bu şehidin durumu kendisiyle Allah arasında olan bir husustur. Çünkü bir kimsenin içinde neyi sakladığı ve ne amaçla savaştığını ancak Allah ile kendisi bilir. Bu itibarla, bir kimsenin bazı davranışlarına bakarak o kimse hakkında -içinde sakladığı ile ilgili- kesin bir şey söylemek doğru değildir. Aksi takdirde insan yanılır ve bu yüzden günaha girmiş olur.
     Bu noktada şu Hadis-i Şerifi hatırlamakta yarar vardır.
Ebû Musa (RA) diyor ki: “Bir Bedevî Peygamberimiz (SAV)’e gelerek: “Ey Allah’ın Resulü, adam var ki, ganimet elde etmek için savaşır, adam var ki şöhret için savaşır. Bunların hangisi Allah yolunda savaşmış olur?” diye sordu. Peygamberimiz (SAV): “Allah’ın sözü ve dini üstün olsun diye savaşan kimse Allah yolunda savaşmış olur.” buyurdu.
İşte şehitlerimiz kanlarını akıtarak bu cennet vatanı bize emanet etmişlerdir. Bize düşen de bu toprakları imar etmek, korumak ve bizden sonraki nesillere devretmektir. Bunu yapmadığımız takdirde hem vatanımıza ve hem de şehitlerimize karışı görevlerimizi yapmamış ve onların ruhlarını incitmiş oluruz.

Kur’an- Kerim ayet-i kerimeleriyle konumuzu bitirelim. Bu ayet-i kerimelerde, Allah şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ:تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ:يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ:
     “Ey İman edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Resulüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.”  (Saff-10,12)





Not: Bu yazı; şehitler için dua, şehit nedir, şehitler ölmez, şehitlerimize güzel sözler, şehitlik ve gazilik önemi, şehitlerle ilgili ayet ve hadisler, şehit ve gazilerle ilgili güzel sözler, şehit nedir, gazi nedir ile ilgilidir.