29 Mart 2017

MÜBAREK GECELERİ 

NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?

MÜBAREK GECELERİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?

1.Nafile İbadetleri Çoğaltma:

İbadetleri artırmada şöyle bir yol izlenebilir. Evvelâ farz olan namaz ve oruçların vaktinde edalarına önem verilmeli ve kazaya bırakılmamalıdır. Buna rağmen kaza durumu söz konusu olursa ilk fırsatta o yerine getirilmelidir. İkinci olarak, namaz ve oruç ile ilgili kazalar tesbit edilmeli ve bir yere not edilerek yavaş yavaş ikmal edilmelidir. Kuvvetli ve farzlara tabi olan revâtip sünnetler hariç kazalar ile meşgul olmak daha uygun bir yoldur.
Üçüncü olarak, namaz, oruç ve benezeri nafileleri çoğaltmaya itina göstermeliyiz.
Oruçta; Pazartesi ve Perşembe, kamerî ayın 13, 14 ve 14. Günleri, mübarek gecelerin öncesi ve sonrası, bir gün oruç bir gün iftar (Savm-ı Davud) veya tamamı şeklinde bir yol izlenebilir.
Bilindiği üzere Hz. Peygamber Receb’in tamamını oruçlu geçirmemiş ama Şaban’ın tamamını genel olarak oruçlu geçirmişler ve Ramazan’la birleştirmişlerdir.
Ülkemizde çok yaygın olan üç aylar (ın tamamını aralıksız tutma) anlayışı sünnetlerde yoktur. Buna rağmen tutulması halinde günah da söz konusu değildir. Bilakis sevap vardır. Ancak bunu sürekli yapanların sünnet bilinci ile bazen ara vermeleri sünnetin genel amacına daha uygundur. Çünkü sünnet bilinci ibadetlerin gelenek ve modaya dönüşmesine mâni olur. Keffaret oruçları bu aylarda tutulabilir.  Namaz ile ilgili naafilelerde revatip sünnetlerden sonra önceliği gece (teheccüd) namazlarına vermek daha iyidir.
Hz. Aişe (r.anhâ)’nın: Ey Allah’ın Rasula bir gecenin Kadir gecesi olduğunu anlarsam nasıl dua edeyim?, sorusuna karşılık Rasulüllah’ın (S.A.V.)’in şu şekilde dua etmesini tavsiye ettiği bildirilmiştir:
“Allahım! Şüphesiz sen affedicisin, affı seversin. Beni affet”[Tirmizi, Deavât, 84; İbn Mâce, Dua, 5; Ahmed b. Hanbel, c.I, s.419, 438, c.VI, 171, 182, 183, 208, 258.] Mübarek gecelerde özel namazı olmayan Allah Rasülü’nün Ramazan’da teravih ve itikaf denilen ibadeti vardır.

2. Malî ibadetleri Çoğaltma:

Öteden beri olgun mü’minler zekatı bu aylardan birinde, özellikle Ramazan’da vermişlerdir. Sadaka-i Fıtır, Ramazan’a has bir mâlî mükellefiyettir. Mâlî ibadetler şüphesiz bu ikisinden ibaret değildir. Yedirme, içirme, giydirme, borç verme, hayır müesselerine yardım etmek vs. gibi infak kapsamına giren her davranış mâlî ibadetlerden sayılır. Cihad ayetlerinde:
“Mallarınızla ve canlarınızla”[Tevbe 9/88] şeklinde mallara öncelik verilmesi de dikkat çekicidir.
Mal konusunda cömert olmayan can konusunda hiç cömert olamaz. Cömert olmayanın da cennette yeri yoktur. İşte bu aylar cimrilikten arınmak için birer fırsattır.
Kur’an’da özellikle sevilen şeylerin verilmesine işaret edilmiş ve bu anlamlı verme olayına “birr” denmiştir.[Al-i İmran 3/92]

3. Peygamberimizi(S.A.V.) Tanıma:

Üç aylarda meydana gelen olayların kahramanı Sevgili Peygamberimizdir. Mübarek geceler onun hayatında vuku bulan önemli olayların ismi olmuş, yüce kitabımız Kur’an bu aylarda nazil olmaya başlamıştır. Allah’ın bize örnek insan ve peygamber olarak gönderdiği yine O’dur. O canlı Kur’an’dır. O bizim için iman, İslam, hayat ve cennettir. Onu tanımadan, bilmeden, öğrenmeden, gönlümüze ve önümüzü koymadan İslam’ı ve Kur’an’ı tanımak ve yaşamak mümkün olmadığı gibi, ona talip olup uymadan da Allah sevgisine ermek imkânsızdır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) Peygamberlikte zirve, insanlıkta modeldir. O’nun yirmi üç yıllık peygamberlik hayatı ana çizgileriyle, hatta kronolojik olarak detaya varan yönleriyle bilinmeden ne huzur ne de felâhtan bahsedilemez. Bu nedenle örnek ve önderimizi en iyi bir şekilde tanımak en güzel ibadettir. O halde ibadet bilinci içinde onu öğrenmeye bir zamanı değil, her ve pir zamanı ayırmak en büyük vazifemizdir.

4.  İbadette Devamlılık:

Bazı işler zamanında veya sayısal olarak da belirli olabilir. Ama kulluk böyle değildir. O devamlı ve hayatla sınırlıdır. Bu gerçeği yüce Rabbimiz şöyle ifade etmektedir:
“Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet (e devam) et.”[Nahl 16/99] Bu ayet ibadette, başka bir deyimle kullukta devamlı olmayı vurgulamaktadır. Buradaki temel ilke kulluk (ibadet) ta devamlılıktır. Bu ilke Efendimizin diliyle şöyle ortaya konur:
“Amellerin en sevimli olanı az da olsa devamlı yapılanıdır.”[Buhari, Rikak, 18, İman,32] İbadetlerde devamlılık ilkesine bağlı kalmak iman, irade yani azim ve dua yani Allah (c.c.)’a güven ve teslimiyetle mümkündür. Nimete ermek, nimetle sürekli kalmak değildir. Kaybetmemek için bir takım sebeplere riayet edilir. Buna rağmen nimette kalmak da yine O’nun iznine bağlıdır. Bu Kur’an’da bir dua şeklinde bizlere sunulmaktadır: “Ey Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme, bize tarafından rahmet bağışla.”[Al-i İmran 3/8] Ayette, kazandıklarımızın Allah’ın bize birer ikramı olduğu belirtilmekte ve kaybetmememiz için sözlü ve fiilî çaba emredilmektedir. Şüphe yok ki inanmış insanın en büyük gayesi, Allah’ın rızasına ve kulluğuna lâyık olabilmektir. Allah’a kul olmak ise iman ve ibadetle mümkün olur. İman temeli üzerine oturtulan ibadet, Allah ile kul arasındaki ilgiyi sağlayan yolu işlek hale getirir. Bütün Peygamberler işe mutlaka ibadetle başlamış, insanları doğru yola çağırırlarken de ibadeti telkin etmeyi ihmal etmemişlerdir. Zaten insanların yaratılmasındaki gaye de budur. Zira Yüce Allah: “Ben cinleri de insanları da ancak beni tanıyıp bana ibadet etsinler diye yarattım”[Zariyat 51/56] buyurmaktadır. Bu açıdan bakıldığında mü’min, Allah’ın sevdiği kulu olmak için çalışan, bu sebeple de, Allah’ın sevdiği kulu olmak için çalışan, bu sebeple de Allah’ın sevdiği ve hoşlandığı özelliklere sahip olan, hoşlanmadığı ve sevmediği davranışlardan da uzak durmaya gayret eden kişidir diyebiliriz.

Bu Geceleri Nasıl Değerlendirmeliyiz?

1. Kur’an-ı Kerim okuyarak,
2. Peygamberimiz ( a.s.m)’ın mübarek duası olan Cevşen-ül Kebiri okuyarak,
3. Aile bireyleriyle birlikte günün mana ve ehemmiyeti hakkında sohbet ederek,
4. Allah rızası için namaz kılarak,
5. Hayatımızın geçmiş günleri ve yılları hakkında muhasebe yaparak,
6. Günahlarımızın bağışlanması için Allah’tan af dileyerek,
7. Sevgili Peygamberimize bol bol salât ve selâm okuyarak,
8. Dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua ederek,
9. Hastaları, yaşlıları ziyaret ederek; yoksulları, öksüz ve yetimleri sevindirerek,
10. Eş, dost ve yakınlarımızla tebrikleşerek,
11. Dargın ve küskünleri barıştırarak, değerlendirebiliriz

Sonuç Olarak;

Halk arasında "Üç Aylar" diye adlandırılan Recep, Şâban ve Ramazan ayları ve bu aylar içerisinde bulunan  Mübarek Kandil Geceleri, Yüce Allah'ın ruhumuza ikram ettiği faziletli ve bereketli zaman dilimleridir. Yapılan dileklerin dalga dalga Allah'a ulaştığı, dökülen pişmanlık gözyaşlarının günahları silip yok ettiği kandiller geçididir. Üç Aylar ve Kandiller; Günah işlemeye müsait bulunan insanın, günahlarından temizlenmesi için bir fırsattır.
Geçmişin muhasebesini yaparak geleceğe azim ve enerjiyle yürümek isteyenlerin ayıdır. Dünyevî meşguliyetlerimizden sıyrılıp, yaratılış gayemizi düşünmemiz; yaratan ve yaratılanlarla olan münasebetlerimizi değerlendirmemiz gereken aylardır.
Yaratıcımıza karşı görev ve sorumluluklarımızı hatırlatmalı ve gaflet uykusundan uyanmamıza vesile olmalıdır. Aramızdaki çekişmeleri, tefrika ve ihtilâfları, şahsî menfaat hesaplarını bertaraf etmeli; barış, hoşgörü, kardeşlik, birlik ve beraberliğimizin güçlenmeliyiz. Unutmayalım ki; Recep tohum ekme, Şaban sulama, Ramazan ise hasat ayıdır.  
Bu yazı, önemli gün, mübarek günler, mübarek geceler 2017, mübarek geceler nasıl değerlendirilmelidir, mübarek gecelerde ne yapılır, mübarek geceleri nasıl değerlendirmeliyiz ile ilgilidir.

0 YORUM:

Yorum Gönder