9 Şubat 2018

ÜÇ AYLAR VE ÖNEMİ 


2018 yılı Üç Ayları İlki Olan 

"Recep Ayı"
 19 Mart Pazartesi Günü Başlıyor.
İlk Mübarek Gece ve Kandil olan 

"Ragâib Kandili"
22 Mart Perşembe'yi Cuma'ya  Bağlayan Gece İdrak edilecek.

Üç Aylar ve Mübarek Geceler

Üç Aylar Nedir?

Cenab-ı Allah, mekânlar içinde mukaddes mekânlar; zamanlar içinde de mukaddes zamanlar yaratmıştır. Mukaddes mekânlar ve mukaddes zamanların Allaha kulluk ve ibadet bakımından değeri büyüktür. Zamanlar içinde yarattığı mukaddes zamanlardan birisi de; Müslümanlarca üç aylar diye bilinen “Receb, Şaban ve Ramazan” aylarıdır. Bu ayların bazı gün ve geceleri de ayrıca mübarek ve bereketli sayılmıştır. Üç aylarda vurgulanmak istenen birinci husus Gece ikinci husus Peygamber, üçüncüsü de Kur’an’dır.
Gece, Allah’ın varlığını ve tekliğini gösteren ayet (delil)lerden biri sayılmış ve gece(leyl) Allah’ın kasemine de konu olmuş bir zaman parçasıdır. Bu mübarek geceler Yüce kitabımız Kur’an’da “Leyle-i Mübarek, Leyle-i İsra ve Leyle-i Kadir” gibi tamlamalarla kullanılmıştır. Bu ifadelerle altı çizilmek istenen “gece kavramı”dır. Mukaddes ve eşsiz kitabımız Kur’an-ı Kerim gece nâzil olmaya başlamış ve indiği gece gecelerin sultanı, indiği ay ayların sultanı, indiği Peygamber Resullerin Sultanı  ve indiği ümmet de ümmetlerin sultanı olmuştur.
Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya, oradan semalara yapılan:
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ ﴿٩﴾  
“O kadar (yaklaştı) ki iki yay arası kadar, hatta daha yakın oldu.”[Necm 53/9]

Ayetinde ifadesini bulan nokta da Allah katına konuk olan Efendimiz’in bu esrarengiz yolculuğuna “İsra ve Mirac” ismi verilmiştir ki, gece vuku bulmuştur.
İslam’ın en önemli olaylarından olan Hicret, gece başlamıştır. Böylesine büyük olaylara sahne olan gece, insanların şahsiyet eğitiminde ve iç zenginliği elde etmelelerinde önemli bir zaman unsurudur. Rasulullah (S.A.V.)’e risaletin ilk yıllarında şöyle çağrıda bulunmuştur.
يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ﴿١﴾  قُمْ فَاَنْذِرْۙ ﴿٢﴾  وَرَبَّكَ فَـكَبِّرْۙ ﴿٣﴾  
“Ey örtüsüne bürünen (sarılan) Peygamber! Kalk ve azı hariç, uzun uzun ibadet et.”[Müddessir 73/1-3] 

Rivayete göre şanlı Peygamberimiz ve ashabı beş vakit namazın farziyyetinden önce (ki on yıllık süre içinde) zorunlu olarak gece (teheccüd) namazına devam etmişlerdir. Bu, İslam’ın tüm yükünü omuzlarında taşıyacak olan çekirdek kadronun şahsiyet eğitiminin ifadesidir. 
وَمِنَ الَّيْلِ فَـتَهَجَّدْ بِه۪ نَافِلَةً لَكَۗ عَسٰٓى اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَاماً مَحْمُوداً ﴿٧٩﴾  
“Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile (teheccüd) namaz kıl.”[İsra 17/79] 
وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَو۪يلاً ﴿٢٦﴾  
“O’na secde et ve uzun uzun gecelerde O’nu tesbih et.” [İnsan 7/26] 

ayetleri ile Allah Rasülüne talimat verilmiş ve: 
كَانُوا قَل۪يلاً مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ﴿١٧﴾  وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ﴿١٨﴾  
“Geceleri pek az uyurlardı. Onlar seherlerde istiğfarda bulunurlardı.” [Zariyat 51/17-18] 

buyruğu ile de olgun müslümanların özelliklerinden bahsedilmiştir.
Mübarek geceler, dînî eserlerde geçen “el-leyâlî el-mübâreke” tabirinin tercümesi olup, kutlu geceler, dinî yönden özel önemi olan geceler demektir. Bu tabir, tekil şekliyle “leyle-i mübâreke” şeklinde Kur’an-ı Kerim’de geçer. Mübarek geceler denince, ülkemizde “Kandiller” veya “Kandil Geceleri” tabir edilen (takvimdeki sırasına göre) Regaib, Mirâc, Berat, Kadir ve Mevlid geceleri kastedilir. Bunlar “leyl” (gece) kelimesi ile  isim tamlaması yapılarak Leyle-i Mirac (arapça:leyletü’l-mi’râc), Leyle-i Kadir (arapça:leyletü’l-kadr)... şeklinde anılırlar. Bunlarla beraber, her haftanın Cuma ve Pazartesi  günlerine bağlayan geceler ile ramazan bayramı gecesi, kurban bayramı geceleri, muharrem ayının ilk gecesi ve âşûrâ gecesi gibi geceler de bu kapsamda kabul edilir.

Mübarek geceler

Regâib Gecesi: 

“Regâib” rağbet olunan, bol ihsan ve değerli hediyeler demektir. “Receb Ayının ilk Cuma gecesi”ne “Regâib Gecesi” denmiştir. Değerli Rasülullah’ın o gece annesinin rahmine düştüğü rivayet edilmektedir.
Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir.

Miraç Gecesi: 

Recep ayının içinde bulanan bir başka gece de feyiz ve bereketin coştuğu mübarek Miraç Gecesidir. Miraç gecesi, Allah Teâlâ’nın sevgili kulu ve rasûlü Hz. Muhammed (s.a.s.)’i; Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’teki Mescid-i Aksa'ya götürdüğü (Bkz. İsra, 1) ve oradan da kendi huzuruna yükselttiği bir gecedir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden tertemiz bir kulluğa, en yüce mertebeye yükseliştir. Bu ulvi seyahat mucizelerin en büyüğüdür. Recep ayının 27. Gecesi’nde gerçekleşmiş olduğu rivayet edilen bu gecede gerçekleşen bu olaya “mirâç” denir.

Miraç’ta Verilen Hediyeler

Miraç olayının, Müslümanlar için önemli sonucu Miraç’ta verilen hediyelerdir.Nitekim bir hadiste bu hediyeler şöyle ifade edilmiştir:
فَأُعْطِيَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثَلَاثًا : 
أُعْطِيَ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ، وَأُعْطِيَ خَوَاتِيمَ سُورَةِ الْبَقَرَةِ، وَغُفِرَ لِمَنْ لَمْ يُشْرِكْ بِاللهِ مِنْأُمَّتِهِشَيْئًا ، الْمُقْحِمَاتُ
Miraçta Hz. Peygamber (s.a.v.)’e şu üç şey verildi:Beş vakit namaz,Bakara Suresinin son kısmı (Amenerresulü),Bu ümmetten Allah’a şirk koşmayan kimselerin günahlarının bağışlanacağı müjdesi.”(Müslim,İman, 279)
"Namaz mü’minin Miracı" olduğu için İslâm dininin temel direği olmuştur. Nasıl ki, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), Miraç'ta vasıtalardan arınmış olarak, Mevlâsı ile buluştu ise; mümin de namazda vasıtasız olarak doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar, sadece O'na kulluk etme ve sadece O'ndan yardım isteme fırsatı bulur. Öyle ise, mümin günde beş vakit namazını dikkatle ve huşu içerisinde kılacak olursa, o namaz onun için bir Miraç olur ve kul onunla Hakk'a yol bulur.

Berat Gecesi: 

Berât, berâet (“el-berâ’e”) kelimesinin türkçedeki kullanışı olup; berî olma, aklanma, temiz ve suçsuz çıkmak demektir. Kamerî aylardan olan Şaban’ın 15. Gecesine isabet eden geceye Berât Gecesi anlamında “Leyle-i Berât” denmiştir.
Peygamberimiz(SAV) Berat Kandili’nde şöyle dua ederdi;
“Allah’ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum, senden yine sana ilticâ ediyorum. Senin şanın yücedir. Sana yaptığım senayı, senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana layık bir surette hamd etmekten acizim”

Kadir Gecesi: 

Kadir; “Mübarek” kutlu bereketli ve hayrı bol, kutsî değeri olan demektir. Kur’an-ı Kerim’de Kadir sûresinde bu geceden tazimle söz edilir ve “bin aydan hayırlı, meleklerin ve Ruhu’l-Kudüs’ün indiği, tâ fecre dek esenlik dolu bir gece” olduğu anlatılır; özellikle Kur’an’ın o gecede indirildiği vurgulanır. “Kadir” kelimesi sözlükte, güç yetirmek manasının yanısıra; hüküm, takdir, şeref, ululuk ve tazyik gibi anlamlara da gelir. “Kadir Gecesi”nde bu manaların her biri mevcuttur. Bu gecenin Ramazan Ayının 27. Gecesi olduğu hususunda büyük oranda ittifak edildiğine kanaat getirilmiştir.
Bir hadis-i şerifte: 
“Kim inanarak ve sadece Allah rızası için Kadir gecesinde kalkarsa (o geceyi ihya eder, değerlendirirse) geçmiş günahları bağışlanır.” buyurulur. 
Bu gecede kalkıldığında, gecenin nasıl ihya edileceği ayetlerde ve hadislerde açıklanmadığına göre bu, mü’minin kendisine bırakılmıştır. Namaz, dua ve istiğfar, tefekkür ve zikir, Kur’an okumak, muhtaçlara yardım etmek, yakınlarının ve din kardeşlerinin gönüllerini almak gibi ameller en güzel değerlendirme yollarıdır. Resulullah bunların herbirini yaptığına göre bu geceyi değerlendirmek isteyenler de aynı yolu izlemelidirler. Kaynaklarda Hz. Peygamber’in, bu geceye denk gelebilmek için ibadet ve taate ayrılan bir program içinde ramazanın son on gününü itikâfla geçirdiği kaydedilir. Bu gecenin feyzinden yoksun kalmak istemeyen mü’min, hiç değilse yatsı (teravih) ve sabah namazlarını cemaatle kılmaya gayret etmeli, din kardeşleri ile birlikte yapılan dualara katılmalıdır. Kadir gecesinden söz eden hadiste: 

“Ondan mahrum olan çok büyük şeyden mahrum olmuştur”[Müsned, II, 230,285] buyurulur.
Asr’ı Saadeti incelediğimizde üç aylarda, üç hususun vurgulandığını görmekteyiz ki, bunlar; Gece, Peygamber ve Kur’an’dır.
Peygamber ve Kur’an da Üç aylarda vurgulanmak istenen hususlardandır. Bu durumda Hz. Muhammed (S.A.V.) hem gecenin hem de Kur’an’ın konusudur. Yani ikisinde de kahraman Efendimiz (S.A.V.)’dir. Hem de ikisini kullanmakla, yaşamakla ve hazmetmekle yükümlü kahraman... Gece ve Kur’an ile barışık ve tanışık olmayan Peygamber düşünmek mümkün olmadığı gibi, tersi de mümkün değildir. Bu nedenle gece ona örtü, Kur’an ona hilye olmuştur. Şairin biri de bu gerçeği ifade ederken: “Allah lisanıyla söylenmiş hilyedir sana Kur’an” demiştir. Yani lafzî Kur’an okuduğumuz, canlı Kur’an gördüğümüz Peygamberdir. Kur’an, Peygamber (S.A.V.)’e gece inmeye başlamış, Peygamberimiz de onu gece yaşayarak kul, gündüz yaşayarak da yiğit olmuştur. Üçü de âşıkı ve mâşuku durumundadırlar. Biz mü’minlerin yolu Kur’an, Hz. Peygamber ve gece üçlüsüyle tanışmak, sevişmek ve kucaklaşmak olmalıdır. İşte “üç aylar” ile verilmek istenen asıl mesaj budur.
Mübarek üç aylar içinde bulunan gecelerimiz asırlardır kutlanagelmektedir. Kutlanan bu mübarek ve bereketli gecelerimizde tüminanalar; Cenab-ı Allah’ın;

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿١٨﴾  
"Ey inananlar, Allah'tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah'tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır."[Haşr,18]
emrini düşünerek hayatına eğilmeli ve hayatı boyunca onu unutmayacak şekilde kendisine rehber edinmelidir. Görülüyor ki, Cenab-ı Hak, insana yaptığı işlerine ve ibadetine göre değer vermekte ve bu işleri ne maksatla yaptığına bakmaktadır. Sevgili Peygamberimize hitaben:

قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْۚ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَاماً

"(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl'ün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!"  (Furkân; 77) 
Milletimizin büyük çoğunluğu dînî gün ve geelerimizi sevinçle karşılarlar, tebrikleşirler, camilere dolarlar. Asırlardan beri bütün müslümanlar, pek feyizli, bereketli ve birbirinden sevap ve fazilet bakımından pek güzel ve bir nevi hasat mevsimi olan bu üç aylara erişmenin manevî hazzını duymuşlar ve hatta birçok kardeşlerimiz bu mübarek ayları oruçlu geçirmişlerdir. 
Enes b. Mâlik (R.A.)’den bir rivayete göre Peygamberimiz (S.A.V.) Receb ayı girdiğinde şöyle dua ederdi: “Ey Allahım! Receb ve Şaban ayını bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”
Mübarek üç aylar içinde kutlanan gecelerimizde, bugün için de güzel manzaralarımız camilerimizde görülür. Minareler ışıklandırılır. Mü’minler de arka bölmelere varıncaya kadar camilerin her yerinde diz çöker, namazdan önce yapılan gecenin önemini içeren konuşmayı dinlerler. Herkes huşû içinde ruhunu yücelere yükseltmiş, bir nevi yaratılış sırrını yakalamaya çalışmaktadır.
Her mü’min, içinden yükselen şu sesi cevaplamakla meşguldür:
Ben neyim, niçin bu âleme gönderildim, benim yaratılışımdaki ve diğer yaratıklardaki sırlar nedir ve belli bir süre yaşayan insan ve diğer yaratıklar belli bir süre sonra niçin bu âlemi terk etmektedir?
Günah nedir, sevap nedir, hangisi günah, hangisi sevap? Yaptıklarımın bazıları beni huzursuz ediyor, bazıları ise ferahlatıyor. Beni rahatsız eden günah mı? Yoksa beni huzurlu eden sevap mı?
Güzel kitabımız Kur’an bizlere neler emrediyor, okunduğu zaman bile insanın gönlüne inşirah veren bu ses nedir, seslerdeki mananın kaynağı neresidir, şu kadar yıldır insanlar bu sese niçin doymuyorlar?
Gönüller susadığı zaman niçin Kur’an’a yöneliyor, bu Kur’an niçin hiçbir zaman eskimiyor, berraklığı kaybolmuyor?
Daha birçok sorular... sorular...
Mü’minler daha nicelerini düşünürken mübarek gecenin bereketiyle yatsı namazların kılarlar. Namazı takiben tebrikleşirler, dağılırlar, evlerine çekilirler. Kur’an okunur, kaza namazları kılınır. Bu hal, tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Mübarek gecelerimizin hemen hepsinde bu manzaraları yaşarız.
Kısacası her üç aylarda tüm Mü’minler şarza bağlanmış bir akü misali bu gecelerde enerji ile yüklenirler. Bu enerji manevi bir güçtür, onun küçük bir zerresi, idraki olanı sonsuza uçurur. Rabbine kavuşturur. İyiliklere, güzelliklere koşturur. Onun için Müslümanlar, bu mübarek gecelere kavuşmayı çok arzu ederler, sevinirler, dolup taşarlar.
Üç aylar, kendimizi denetleme, değerlendirme bakımından çok önemlidir. Bir kere daha geçmişimizin muhasebesini yapıp, geleceğe hazırlıklı olmanın tedbirlerini almalı ve sormalıyız:

Üç Aylar ve Kendimizi Sorgulama

“Ey Allah’ı  ve Peygamberi seviyorum diyen  Müslüman!
Borçlu olduğun ve onu memnun edecek kulluk vazifeni yapabiliyor musun?
Onun sünnetini, ahlâkını yaşıyor musun?
Kitabım Kur’an’dır dediğin halde emirlerine sarılıp emir ve öğütlerine uyup yasaklarından kaçınıyor musun?
Allah’ın nimetlerini yediğin halde şükrünü yerine getiriyor musun?
Şeytanın düşman olduğunu Kur’an söylüyor, sen de biliyorsun. İman gücün ile karşı koyabiliyor musun?
Cennet haktır dediğin, inandığın ve onu arzuladığın halde ona lâyık neyin var?
Cehennem de haktır diyorsun –haklı olarak- korkuyorsun. Ama cehennem hayatına neden olan kötülüklerden uzak durabiliyor musun? 
Ölümün geleceğinden şüphe yok. Şu an ölüme hazır mısın? Kendi suçlarını düzeltip tövbe etmek varken, onun bunun ayıbıyla neden uğraşıyorsun?
Geçen yılın bu mübarek günlerinde beraber olduğun halde, şu anda göremediğin eşin, dostun, akraba ve arkadaşlarını düşünüp kendine çeki-düzen verebiliyor musun?
Hep kendin için çalıştın, durdun. Bugüne kadar İslâm’ın yaşanmasına katkıda bulunacak bir hizmetin var mı? 
Kaç kişinin Müslüman olmasına vesile oldun? 
Kaç yetimin başını okşadın, karnını doyurdun, üstünü giydirdin?
Senden sonra insanlığa hizmet edecek, malından, ilminden, neslinden ve örnek ahlâkından bir evlât kazanabildin mi?
Evet, bütün bunları kendimize sorup bir durum değerlendirmesi yapmak, bu mübarek günlerin, gecelerin ve ayların şuuruna varmak demektir. Her an günah lekeleriyle kirlenen dudakları duaya, gönülleri dergâha yöneltmek için verilmiş olan büyük bir fırsattır. İnsanların hayat defterine hayırların kaydedilmesine, hataların affedilmesine, sevapların verilmesine vesile teşkil eden bir nimettir.

Üç Aylar ve Toplumsal Hayat

Üç ayların, mübarek gün ve gecelerin, halka mal olup zihinlerde yer edebilmeleri için şimdiye kadar alışılagelmiş anlamını ve değerlendirme usûlünü muhafaza etmekle birlikte yeni bazı unsurlar da katma gereğine inanmaktayız.

Aile İçinde Mübarek Günler:

Aile eğitiminde direkt olarak anlatma ile birlikte “pasif eğitim” denebilecek dolaylı anlatmanın da önemi inkâr edilemez. Dolayısıyla, mübarek günlerin manasını ve o günlerde cereyan eden olayları, muteber kaynaklardan aile fertlerine anlatıp ibadet temposunu diğer günlere nazaran artırmanın yanısıra şu işler de yapılabilir. Maddî imkânlar elveriyorsa fazladan, elvermiyorsa, almak mecburiyetinde olduğumuz bir şeyi, “o günün hatırasına bir hediye” olarak aile fertlerimize takdim edebiliriz. Böylece, özellikle çocukların zihninde, o gün daha etkili bir şekilde yer edecektir. “Babam bana bu ayakkabıyı, Berat Gecesi hediyesi olarak aldı” diyerek, o günün diğer arkadaşlarının zihninde de bir yer işgal etmesine sebebiyet verecektir. Hanımımıza böyle bir hediye takdim etmemiz, hem sevgi bağlarını perçinleyecek hem de komşu ve akrabalar da uzun süre o günün hatırasını canlı tutarak konuşulmasına neden olacaktır. İslâmî hayatla tanışmasını istediğimiz bir insana, o günün hatırasına vereceğimiz hediye ise daha ulvî duyguların coşmasına ve belki de iman kurtarmaya sebep olabileceği gibi, ulaşmakta zorluk çektiğimiz kişilerle irtibat kurmaya da vesile olacaktır. Ayrıca, birbirine kırılmış akraba ve dostların, daha geniş manada Müslümanların barışmasını, o günleri de vesile kılarak sağlarsak, bir taşla iki kuş vurmuş ve o günü zihinlere nakşetmiş oluruz.
Daha önce düşündüğümüz akraba ve komşu davetini o günü denk getirerek, hem yapacağımız şeyi yapmış olur hem de o günün hatırasına yaptığımızı hissettirip zihinlerde kalmasına çalışırız. Çocuklarımız o gün vesilesiyle arkadaşlarını yemeğe davet edebilirler. Bir de imkânımız ölçüsünde onlara yine o gün adına birer hediye takdim edersek gönüllerine girmek için geniş bir kapı açarız kanaatindeyiz. Bunun arkasından gelebilecek bir İslâmî tebliğe de hazır hale gelirler. İşin en önemli tarafı, bütün bu hediyeleşme, davet ve geziler yapılırken, mübarek bir gün adına yapıldığından ötürü, dinin yasakladığı hal, hareket ve sözlerden de mecburî olarak kaçınılmış olacaktır. Çocuklarımıza ileride gelecek mübarek bir günde açıp içindeki paralarla yine o günün münasebetiyle harcamalarını sağlayacak bir kumbara edindirebiliriz. Çocuk, hem de o günü sık sık zihninde evirip çevirir, hem de alışılmış olur. Arkadaşlarına o gün hediyeler alabileceğini ve bazı ihtiyaçlarını karşılayabileceğini de hatırlatmış olur. Bütün bunlarla çocuk, bizim günlerimize önem vermiş, istenmeyen gün ve gecelerle ilgilenmesine sebep veren boşluklarını doldurmuş ve Batı kültürü karşısında duyduğu ezikliği de bertaraf etmiş olur. Aile çevremizle yapabileceğimiz benzeri başka hususları da eklemek mümkündür.


Çarşı ve Pazarda Mübarek Günler:

Mübarek günlerde yapılması alışılagelen hususlarla beraber o günlere ait genel bir havayı estirip devamını sağlamak için esnaflar tarafından çarşı ve pazarda da değişik bazı girişimler ve etkinlikler yapılabilir. Bu gün ve gecelere özel kampanyalar yapılabilir. Planlanan kampanyalar yakın bir mübarek günün adıyla yapmaları ve kampanya gereği zaten bastırıp dağıtma durumunda oldukları; broşür ve afişlerde, bez tebrik afişlerinde, radyo ve televizyonda verilen reklamlarda o günü zikretmeleri, düşünülebilir. Yine o günlere mahsus olmak üzere, alışveriş yapsın yapmasın, gelen her müşterinin kandilini tebrik edip bir çikolata ikram etmek, “medenî bir insan” yüklediği bir görev sayılabileceği gibi, hem bir centilmenlik hem de o günü hatırlatmanın en güzel yollarından biri olarak düşünülebilir.(...) Tebrik kartı ve mübarek gecelerde tebrikleşme Mübarek gün ve geceler münasebetiyle tebrik kartı postalamak ve telefon etmek öteden beri yapılan tatbikatlardan biridir. Ancak bu işin daha yoğun ve fertlerin bütünü tarafından gerçekleştirilmesi fayda ve tesirini genelleştirir. Kendisine bir mesaj ulaştırmak istediğimiz kişilere, seçeceğimiz kartlar ve arkasına yazacağımız bir iki cümle ile bir şeyler anlatmış oluruz. Gelişen teknolojiyi de takip ettiğimizde, bilgisayarımızın başında otururken, sevdiklerimize, elektronik posta ile mesaj göndermek saniyelik bir işten ibarettir. Çocuklar ve gençler de akraba ve arkadaşlarına bu günleri kart ve telefonlarla hatırlatmış olacakları gibi zihinlerine de nakşetmiş olurlar. Bu kartlarla birlikte özellikle İslam’dan fazla haberdar olmayan kişilere, yarım sayfalık bir İslami bilgi de gönderirsek tebliğ görevimizin bir noktasını yerine getirmiş olabiliriz. Bu kart ve telefonların bizimle aynı çizgide bulunan insanlardan ziyade, İslami tebliğe muhtaç kişilere yönlendirilmesi, ayrı bir önem taşımaktadır. Bu günlere has bir kart kültürü geliştirmek de mümkündür.

Ferdi hayatımızda mübarek günler:

Mübarek gün ve geceler, manevî birer manevi ticaret hükmündedir. O günlerde tükenmez hazinelerin sahibi olan Allah, bire bin, yedi yüz bin... vermektedir. Maksimum seviyede manevî bir kârla ahirete gitmek azminde olan bizler, bu günleri yine Maksimum seviyede değerlendirme yoluna gitmeliyiz.

İyi Bir Muhasebe, Tövbe ve İstiğfar:

قُلْ لَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ اِنّ۪ي مَلَكٌۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۜ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ۟
"De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?"  (En'âm; 50) 
اَيَوَدُّ اَحَدُكُمْ اَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ لَهُ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۙ وَاَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَٓاءُۖ فَاَصَابَهَٓا اِعْصَارٌ ف۪يهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ۟
"Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu, arasından sular akan ve kendisi için orada her çeşit meyveden (bir miktar) bulunan bir bahçesi olsun da, bakıma muhtaç çoluk çocuğu varken kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan bir kasırga isabet ederek yakıp kül etsin! (Elbette bunu kimse arzu etmez.) İşte düşünüp anlayasınız diye Allah size âyetleri açıklar."  (Bakara; 266) 
ayetleri ve 
“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz” [Tirmizi,, Kıyame,25] hadisi şerifi..  
Muhasebe, akıl nimetinin sahibi insanoğlu tarafından hayatın bütün safhasında yapılması zorunlu bir olgudur. Böylece akıl şeytanca işlerde değil, faydalı ve gerekli yerlerde kullanılmış olacaktır. İyi bir muhasebe (oto kontrol veya nefs muhasebesi) fert ve toplum, hatta ülke ve dünya çapında nice sağlıklı adımların atılmasına yardımcı olacaktır. Eksiklikleri tesbite ve bilinmeyeenleri keşfe götüren bu yol, başkasında eksik ve ayıp aramaya fırsat da bırakmaz. Bu nedenle, bir saatlik tefekkür nice yılların nafile ibadetine denk kabul edilmiştir. Muhasebe, insana kendini seyretme imkânını sağlayan şeffaf ayna mesabesindedir. Bu iş, din, akıl ve vicdan gibi üç temel ölçünün kabul ettiği prensipler çerçevesinde yapılmalıdır. Hülâsa, beşer hastanesinde “muhasebe aracı” ile hastalıkların teşhis ve tesbiti yapılacak, tevbe, istiğfar ve ümit ilaçlarıyla tedavi sağlayacak ve beşer bünyesi hayatî sağlığına kavuşacaktır.

Kur’an'ı Anlamak Üzere Çalışma:

Bu çalışma; Kur’an okumayı öğrenme ve öğretme, anlama ve anlatma, yaşama ve yaşatma, düşünme ve düşündürme tarzında olmalıdır. Kur’an üzerinde yapacağımız bu ve benzeri çalışmalara her zamandan daha çok ihtiyacımız vardır. Kur’an bu aylarda nazil olmaya başladığına göre, ibadet bilinci içinde Kur’an üzerinde metotlu çalışmalara öncelik vermeliyiz. Kur’an: 
“Sağlam kulp”[Bakara 2/256] ve “Allah’ın ipi” dir.[Al-i İmran 3/103] 
Bu itibarla onun içine girmeden başka bir deyimle Kur’an dünyasına girmeden İslam dünyasına girmeden, İslam dünyasına girmemiz ve Allah rızası ve sevgisine ermemiz mümkün değildir. Bu gün ve gelecekte Kur’an noktasında yapmamız gereken husus, onun anlamı, hikmetleri ve muhtevasına yönelik çalışmalardır. Bunun da ilk yolu Allah’ın ayetleri üzerinde düşünmektedir. Nitekim bazı ayetlerde:
اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا ف۪يهِ اخْتِلَافاً كَث۪يراً
"Hâla Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı."  (Nisâ; 82) 
كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُٓوا اٰيَاتِه۪ وَلِيَتَذَكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
"(Resûlüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik."  (Sâd; 29)
Kur’an her ne kadar sevap amacıyla okunabilse de, onu anlamaya çalışarak okumanın daha çok sevap ve asıl gayeye daha çok uygun olduğu gerçeği gözden uzak tutulmamalıdır. Hatta yaşama ve yaşatma maksadının bunlardan da önemli olduğu söylenebilir. Bu gerçek, bir ayette şöyle ifade edilir:
مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَاراًۜ بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ
"Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez." 
Ayette; Tevrat’ı yüklenip taşıyan fakat onunla amel etmeyen yahudiler, kitap taşıyan eşeğe benzetilmiştir. Bu teşbihten anlaşıldığı gibi kitap, insanlara amel edilmesi için gönderilmiştir. Aksi halde yük olmaktan öte bir fayda sağlamayacaktır.
Allahü Teala bu ayetle biz Kur’an müntesipleri ikaz etmek istemiştir. Tevrat’ın başına gelen o acı durum son ilâhi mesaj olan Kur’an’ın başına da gelmesin diye. Buna rağmen bizler, günümüzde hatimcilik, mukabelecilik, kırk yasin ve ölü okumaları gibi geleneklerle iktifa etmekteyiz.
Yüce Kur’an’ı amaç ve evrensel mesajının dışında kullanarak ellerde dolaştırmanın sancısını duyan  Mehmed Akif, onun mezarlıkta okunmak ve fal bakmak için indirilmediğini vurgulayarak ızdırabını dile getirmiş ve asıl gayesini şu ifadelerle haykırmıştır: “Doğrudan doğruyu Kur’an’dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” 

Üç Aylarda Neler Yapılabilir?
Bu üç aylarda Kur’an’ın tercümesini okumayı da düşünmeliyiz. En azından bir defa Kur’an’ı anlamaya çalışmalıyız. Üç aylar, Kur’an’la tanışacağımız bir dönem olmalıdır.
Üç Aylardan Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Ramazan’da hemen her ibadet hem de en çok yapılır.
Beş vakit namaza ilâveten her akşam 20 rekat teravih namazı, hem de cemaatle kılınır.
Mü’minler zekatlarını büyük bir çoğunlukla bu ayda verirler. Bu ayda umreye giden müslümanlar, nerede ise hacca giden müslümanların sayısına yaklaşır.
Oruç ise zaten bu ayın ibadetidir. Demek oluyor ki İslam’ın beş şartı olan ibadetlerin tamamı en çok bu ayda yapılmaktadır. Onun için Ramazan’a ibadetler ayı demek, doğru bir isimlendirme olur. Bütün bunlar doğru. Ancak bir başka doğru var ki Kur’an ayı olan Ramazan’da Kur’an en çok okunur. Herkes tek tek hatim indirmeye çalışır.
Ne demek Kur’an okumak? Kur’an okumak onu anlamak; mesajlarını, ilâhi mesajı algılamaktır.
Biliyoruz ki, Kur’an sadece böyle okunsun diye gelmedi. Kur’an okunsun, anlaşılsın, üzerine düşünülsün ve ondan ders alınsın diye geldi. Kur’an hidayettir. Yani insanı en doğruya yöneltendir. Kur’an’ı anlamazsak, onun hidayetinden nasıl yararlanacağız?
Öyle ise her gün okuduğumuz kadarının, anladığımız meâlini de okumalıyız.
Her gün okuduğumuz veya dinlediğimiz kadarının meâlini okumayabiliriz. O zaman hiç olmazsa senede bir, hiç olmazsa bir meâl hatmi yapmalıyız.
Hele hele Kur’an’ı bir kere olsun başından sonuna kadar anlayıp okumadan bu dünyadan göç etmemeliyiz. Zira biliyoruz ki Kur’an Allah’ın bize gönderdiği kutsal mektuptur.
Allah o mektubu bir cemaate, bir millete değil; tek tek her insana gönderdi. O kutsal mektubu bana gelmiş bir mektup olarak okumalı, anlamalı ve ondan yararlanmalıyız.

Üç Aylarda Neler Yapılabilir

1. Nafile İbadetleri Çoğaltma:

İbadetleri artırmada şöyle bir yol izlenebilir. Evvelâ farz olan namaz ve oruçların vaktinde edalarına önem verilmeli ve kazaya bırakılmamalıdır. Buna rağmen kaza durumu söz konusu olursa ilk fırsatta o yerine getirilmelidir. İkinci olarak, namaz ve oruç ile ilgili kazalar tesbit edilmeli ve bir yere not edilerek yavaş yavaş ikmal edilmelidir. Kuvvetli ve farzlara tabi olan revâtip sünnetler hariç kazalar ile meşgul olmak daha uygun bir yoldur.
Üçüncü olarak, namaz, oruç ve benezeri nafileleri çoğaltmaya itina göstermeliyiz.
Oruçta; Pazartesi ve Perşembe, kamerî ayın 13, 14 ve 14. Günleri, mübarek gecelerin öncesi ve sonrası, bir gün oruç bir gün iftar (Savm-ı Davud) veya tamamı şeklinde bir yol izlenebilir.
Bilindiği üzere Hz. Peygamber Receb’in tamamını oruçlu geçirmemiş ama Şaban’ın tamamını genel olarak oruçlu geçirmişler ve Ramazan’la birleştirmişlerdir.
Ülkemizde çok yaygın olan üç aylar (ın tamamını aralıksız tutma) anlayışı sünnetlerde yoktur. Buna rağmen tutulması halinde günah da söz konusu değildir. Bilakis sevap vardır. Ancak bunu sürekli yapanların sünnet bilinci ile bazen ara vermeleri sünnetin genel amacına daha uygundur. Çünkü sünnet bilinci ibadetlerin gelenek ve modaya dönüşmesine mâni olur. Keffaret oruçları bu aylarda tutulabilir.  Namaz ile ilgili naafilelerde revatip sünnetlerden sonra önceliği gece (teheccüd) namazlarına vermek daha iyidir.
Hz. Aişe (r.anhâ)’nın: Ey Allah’ın Rasula bir gecenin Kadir gecesi olduğunu anlarsam nasıl dua edeyim?, sorusuna karşılık Rasulüllah’ın (S.A.V.)’in şu şekilde dua etmesini tavsiye ettiği bildirilmiştir:
“Allahım! Şüphesiz sen affedicisin, affı seversin. Beni affet”[Tirmizi, Deavât, 84; İbn Mâce, Dua, 5; Ahmed b. Hanbel, c.I, s.419, 438, c.VI, 171, 182, 183, 208, 258.] 
Mübarek gecelerde özel namazı olmayan Allah Rasülü’nün Ramazan’da teravih ve itikaf denilen ibadeti vardır.

2. Malî ibadetleri Çoğaltma:

Öteden beri olgun mü’minler zekatı bu aylardan birinde, özellikle Ramazan’da vermişlerdir. Sadaka-i Fıtır, Ramazan’a has bir mâlî mükellefiyettir. Mâlî ibadetler şüphesiz bu ikisinden ibaret değildir. Yedirme, içirme, giydirme, borç verme, hayır müesselerine yardım etmek vs. gibi infak kapsamına giren her davranış mâlî ibadetlerden sayılır. 
لٰكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
"Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin kendileridir."  (Tevbe; 88)
şeklinde mallara öncelik verilmesi de dikkat çekicidir.
Mal konusunda cömert olmayan can konusunda hiç cömert olamaz. Cömert olmayanın da cennette yeri yoktur. İşte bu aylar cimrilikten arınmak için birer fırsattır. Kur’an’da özellikle sevilen şeylerin verilmesine işaret edilmiş ve bu anlamlı verme olayına “birr” denmiştir.

لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ

"Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça «iyi»ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir."  (Âl-i İmrân; 92) 

3. Peygamberimizi(S.A.V.) Tanıma:

Üç aylarda meydana gelen olayların kahramanı Sevgili Peygamberimizdir. Mübarek geceler onun hayatında vuku bulan önemli olayların ismi olmuş, yüce kitabımız Kur’an bu aylarda nazil olmaya başlamıştır. Allah’ın bize örnek insan ve peygamber olarak gönderdiği yine O’dur. O canlı Kur’an’dır. O bizim için iman, İslam, hayat ve cennettir. Onu tanımadan, bilmeden, öğrenmeden, gönlümüze ve önümüzü koymadan İslam’ı ve Kur’an’ı tanımak ve yaşamak mümkün olmadığı gibi, ona talip olup uymadan da Allah sevgisine ermek imkânsızdır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) Peygamberlikte zirve, insanlıkta modeldir. O’nun yirmi üç yıllık peygamberlik hayatı ana çizgileriyle, hatta kronolojik olarak detaya varan yönleriyle bilinmeden ne huzur ne de felâhtan bahsedilemez. Bu nedenle örnek ve önderimizi en iyi bir şekilde tanımak en güzel ibadettir. O halde ibadet bilinci içinde onu öğrenmeye bir zamanı değil, her ve pir zamanı ayırmak en büyük vazifemizdir.


4. İbadette devamlılık:

Bazı işler zamanında veya sayısal olarak da belirli olabilir. Arma kulluk böyle değildir. O devamlı ve hayatla sınırlıdır. Bu geçeği yüce Rabbimiz şöyle ifade etmektedir:
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَأْتِيَكَ الْيَق۪ينُ
"Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!"  (Hicr; 99) 
Bu ayet ibadette, başka bir deyimle kullukta devamlı olmayı vurgulamaktadır. Buradaki temel ilke kulluk (ibadet) ta devamlılıktır. Bu ilke Efendimizin diliyle şöyle ortaya konur:
“Amellerin en sevimli olanı az da olsa devamlı yapılanıdır.”[Buhari, Rikak, 18, İman,32]
İbadetlerde devamlılık ilkesine bağlı kalmak iman, irade yani azim ve dua yani Allah (c.c.)’a güven ve teslimiyetle mümkündür. Nimete ermek, nimetle sürekli kalmak değildir. Kaybetmemek için bir takım sebeplere riayet edilir. Buna rağmen nimette kalmak da yine O’nun iznine bağlıdır. Bu Kur’an’da bir dua şeklinde bizlere sunulmaktadır:
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
"(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin."  (Âl-i İmrân; 8)
Ayette, kazandıklarımızın Allah’ın bize birer ikramı olduğu belirtilmekte ve kaybetmememiz için sözlü ve fiilî çaba emredilmektedir. Şüphe yok ki inanmış insanın en büyük gayesi, Allah’ın rızasına ve kulluğuna lâyık olabilmektir. Allah’a kul olmak ise iman ve ibadetle mümkün olur. İman temeli üzerine oturtulan ibadet, Allah ile kul arasındaki ilgiyi sağlayan yolu işlek hale getirir. Bütün Peygamberler işe mutlaka ibadetle başlamış, insanları doğru yola çağırırlarken de ibadeti telkin etmeyi ihmal etmemişlerdir. Zaten insanların yaratılmasındaki gaye de budur. Zira Yüce Allah: 
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."  (Zâriyât; 56) 
buyurmaktadır. Bu açıdan bakıldığında mü’min, Allah’ın sevdiği kulu olmak için çalışan, bu sebeple de, Allah’ın sevdiği kulu olmak için çalışan, bu sebeple de Allah’ın sevdiği ve hoşlandığı özelliklere sahip olan, hoşlanmadığı ve sevmediği davranışlardan da uzak durmaya gayret eden kişidir diyebiliriz.

Sonuç

Bu mübarek, üç ayları yeniden toparlamamıza vesile kılarak, Rabbimizin: 
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır."  (Haşr; 18) 
emrine kulak vererek, ahiret için ne hazırlık yaptığımıza bir bakalım. Bu mübarek gecelerde, tevbe, dua, niyaz ve istiğfarlarımızla Allah’a yaklaşmaya ve kendimizi affettirmeye çalışmalıyız. Ayrıca bol bol ve düşünerek Kur’an okumalı, kaza namazı kılmalı, kendimiz için, ailemiz için, milletimiz için ve bütün insanlık için ellerimizi yüce Rabbimize açıp dualar etmeliyiz. Bu gecelerde yapılacak ibadetlerin, verilecek sadakaların daha çok kabul edileceği inancımızı hatırlayarak Allah’ın türlü nimetleri ile bizi sevindirdiği gibi bizler de birer yoksul aile bulup ihsan ve ikramlarla sevindirmeliyiz. Hastaları ziyaret etmeli, kimsesizlerin gönlüne almalı, büyüklerimize saygımızı küçüklerimize sevgimizi en uygun usül ve yolla mutlaka göstermeli ve bu yüce İslam dininin size ikramıdır demeliyiz. Bu gecelerde tevbe ve niyazlarımızla kurtulacağımız her türlü davranışlarımızı bir kenara bırakmalı ve geleceğimizi de hiçbir kötü davranışın gölgelemesine müsaade etmemeliyiz. 




Bu yazı, kadir gecesi, önemli gün ve geceler, recep ayı, recep ayı 2018, regaib kandili, regaip kandili, üç aylar 2018 ne zaman, üç aylar ne zaman başlıyor, üç aylar nedir, üç aylar ve kandiller ile ilgilidir.

0 YORUM:

Yorum Gönder