13 Ağustos 2017

HZ. HATİCE (RADIYALLAHU ANHÂ)



Hz. Hatice Kimdir?


“Allah’a yemin ederim ki bana Hatîce’den daha hayırlı bir hanım verilmemiştir. İnsanlar beni inkâr ettiği zaman o bana iman etti. İnsanlar beni yalanladığı zaman o beni tasdik etti. İnsanlar beni mahrum ettiği zaman o bana malıyla sahip çıktı. Allah beni ondan, diğer hanımlara nasip olmayan çocuklarla rızıklandırdı.”  ( Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebir, XXIII, 13.)


Rasûlullah’ın (s.a.s.) ilk hanımı olan Hz. Hatîce (r.anhâ), asâleti, güzelliği, zekâsı, yumuşak huyluluğu ve serveti ile Kureyş kadınlarından üstün bir durumda idi. Kendisini câhiliyye döneminde bile muhafaza etmiş, asil ve faziletli bir hanımefendi olan Hatîce Validemiz, Rasûlullah (s.a.s.) ile evlendikten sonra tüm servetini İslâm’ın yayılması için harcayıp tüketmişti.

O, son Peygamber’in hanımı ve Rasûlullah’a ilk îmân eden hanım olma özelliğini ve şerefini taşıyordu. Ayrıca kaynaklarda Rasûlullah Efendimizin hanımları arasında, nesebce Peygamberimize en yakın olan hanımının Hz. Hatice olduğu belirtilmektedir.

Hz. Hatîce, Peygamberimizle evlenmeden evvel câhiliyye döneminde iki evlilik yapmış ve bu evliliklerinden ikisi erkek biri kız olmak üzere üç çocuğu olmuştur.

Hz. Peygamber ile Evliliği


Hatîce Validemiz, ticaretle uğraşan zengin bir hanımefendi idi ve işlerinin başına geçecek güvenilir birine ihtiyacı vardı. Peygamberimiz (s.a.s) ise çevresinde dürüstlüğü ve güvenirliğiyle ün salmış bir genç idi. el-Emin lakaplı bu gençten haberdar olan Hz. Hatîce, kölesi Meysere aracılığıyla Peygamberimize, Suriye ticaret kervanında çalışması için teklif gönderir. Peygamberimiz (s.a.s) de bu teklifi hemen kabul eder. İşte o derin sevgi bağının ilk tohumları da bu iş anlaşmasından sonra atılmış olur.

Rasûlullah (s.a.s) çalışmaya başlayalı henüz üç ay olmuştur… Hatîce Validemiz bu dürüst ve yakışıklı genç adamla hayatını birleştirmek ister ve en yakın arkadaşı Nefise’ye konuyu açar. Böyle hayırlı bir iş için hemen harekete geçen Hz. Nefise, Rasûlullah’a giderek meseleyi konuşur. Peygamberimiz de amcalarıyla istişare eder. Oradaki herkes bu habere çok sevinir. Zira çok sevdikleri yeğenlerine ancak Hatîce gibi asil bir hanımı yakıştırırlar. Çok geçmeden kıyılan nikâhla yirmi beş yıl sürecek gelmiş geçmiş en mübarek izdivaç gerçekleşmiş olur.

Hz. Peygamber ile Hz. Hatice arasında derin bir muhabbet vardı. Evlendiklerinde Efendimiz 25, Hatîce Validemiz ise 40 yaşındaydı. 25 yıllık evlilikleri süresince Peygamberimiz başka bir kadınla evlenmemiştir. Diğer evliliklerini Hz. Hatîce vefat ettikten sonra yapmıştır. Peygamberimizin (s.a.s) çok evliliğini eleştirenlerin –eğer art niyetli değillerse tabii– konuyu iyi tetkik ve analiz etmeleri gerekmektedir. Zira Allah Rasûlü, kadın düşkünü biri olsa idi gençlik yıllarını tek eşli, kendinden 15 yaş büyük ve üstelik başından iki evlilik geçmiş üç çocuklu bir hanım ile geçirmezdi. Zira çevresi tarafından sevilen ve sayılan el-Emin lakaplı Hz. Muhammed ile evlenebilmek için can atan çok sayıda bakire kız vardı. Varlıklı aileler kızlarının yanında mal varlığı da teklif ediyorlardı. Fakat O bunların hiçbirine tamah etmedi ve kendisine en uygun eşi seçti.

Hz. Hatîce’nin Fedakârlığı 


Çok fedâkar ve alçak gönüllü olan Hatîce Validemiz, varlıklı bir hanım olmasına karşın evinin işini kendisi görür, hizmetçi kullanmazdı. Özellikle de eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını kendisi karşılardı. Şüphesiz isteseydi çok sayıda hizmetçisi olurdu. Fakat o sadeliği tercih etmiş ve kibirden uzak bir hayat sürmüştü.

Hz. Hatîce’nin bu fedakârlığı yalnızca eşi ve çocuklarıyla sınırlı değildi. Rasûlullah'ın aile efradına ve çevresine de ilgi ve alâka gösteriyordu. Peygamberimizin sütannesi Hz. Halîme'yi düğünlerine davet ettiklerinde, Hz. Hatîce, Halîme'yi el üstünde tutmuş, ziyadesiyle alâka göstermişti. Hz. Hatîce kayınvalidesi konumunda bulunan Hz. Halîme'ye çok sayıda dişi deve hediye etmişti. Hepsi bu kadar mı? Tabiî ki hayır! Kıtlık zamanında Halîme (r.anhâ) sütoğlu Rasûlullah'a gelip sıkıntı çektiğini belirtince Hatîce Validemiz hemen kırk koyun ve bir binek devesi hediye ederek Hz. Halîme'yi bu sıkıntılı durumdan kurtarmıştı.

Efendimiz (s.a.s) ile Hz. Hatice’nin (r.anha) aile hayatları, çok mutlu ve huzurlu bir şekilde geçmiştir. Her zaman birbirlerine karşı anlayışlı olmuş, desteklerini hiçbir zaman esirgememişlerdir. O zamanki ve günümüze kadar gelen tüm insanlara örnek bir aile olmuşlardır. Ahlâk, karakter ve hayata bakışları değerlendirildiğinde bu iki insandan birbirine daha münasip başka bir çift gösterilemez. İlişkilerinde asla bencilliğe yer yoktu, birbirlerini kendi nefislerine tercih etmişlerdi. İşte böyle olduğu için ortaya mükemmel bir evlilik çıkmış ve tüm insanlığa örnek olmuştur.

Bu mübarek evlilikten Efendimiz ile Hz. Hatice Validemizin altı çocuğu olmuştur. İkisi erkek (Kâsım ve Abdullah); dördü ise kızdır (Rukayye, Zeyneb, Ümmü Külsüm ve Fâtımâ).
İlk çocukları Kâsım ile ilgili ibret alınacak bir hâdise şu şekilde cereyan etmiştir…

Hüseyin b. Ali b. Ebî Tâlib (r.anh) anlatıyor: “Rasûlullah’ın (s.a.s) oğlu Kâsım vefat edince Hz. Hatîce (r.anhâ): “Ey Allah’ın Rasûlü! Kâsım’ın sütü taştı. Keşke Allah süt çağını tamamlayacak kadar onun ömrünü uzatsaydı.” dedi. Aleyhissalatu vesselam, bunun üzerine: “O süt devresini cennette tamamlayacak!” buyurdular. Hz. Hatîce: “Ey Allah’ın Rasûlü! Şayet bunu bilseydim, onun acısına sabretmem kolaylaşırdı.” dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Dilersen Allah’a dua edeyim de sana onun sesini işittireyim.” dedi. Ancak Hz. Hatîce: “Hayır, ey Allah’ın Rasûlü! Ben Allah ve Rasûlü’nü tasdik ediyorum.” dedi.”

Acaba böyle bir teklife biz muhatap olsaydık ne cevap verirdik?.. Evet, Hatîce Validemiz her zamanki gibi asil ve olgun bir duruş sergilemiştir...

Hz. Hatîce’nin Vefatı


64 sene 6 ay yaşamış olan Hatîce Validemiz, ölüm döşeğindeyken Rasûlullah ve üç kızı, Zeyneb, Ümmü Külsüm ve Fâtımâ yatağının etrafında oturmuşlar bu mübarek hanımefendiye son kez bakıyorlardı. Efendimiz (s.a.s) ise, ölüm ona biraz daha kolay olsun diye; Allah’ın Cennet’te onun için hazırladığı nimetleri sayıyordu. Validemizin ise ağzından şu sözler dökülmüştür: “Allah’ım, sayamayacağım kadar övgüye layıksın! Allah’ım, senin huzurunda sana varmayı hoşnutsuzlukla karşılamam. Ancak ben, bana vereceğin nimetlere layık olabilmek için daha fazla fedakârlıkta bulunmayı istiyorum.”

Hz. Hatice’nin ölümünden sonra Peygamberimiz O'nu daima hayırla yâd etmiş, ne zaman bir kurban kesilse, merhum eşi Hatîce’nin arkadaşlarını araştırır, bulur ve onlara et gönderirmiş. Hz. Âişe Validemiz, bu durumdan rahatsızlığını şu sözlerle belirtir: “Neredeyse Rasûlullah (s.a.s) Hatîce’yi anmadan ve onu güzelce övmeden evinden çıkmazdı. Yine günlerden bir gün ondan bahsetti ve bu benim kıskançlık duygularıma dokundu. Dedim ki: “Allah sana o ihtiyar kadının yerine daha hayırlısını vermedi mi?” Bunun üzerine Peygamber (s.a.s) öfkelendi ve şöyle cevap verdi: “Hayır, Allah’a yemin ederim ki bana Hatîce’den daha hayırlı bir hanım verilmiş değildir. İnsanlar beni inkâr ettiği zaman o bana îmân etti. İnsanlar beni yalanladığı zaman o beni tasdik etti. İnsanlar beni mahrum ettiği zaman o bana malıyla sahip çıktı. Allah beni ondan, diğer hanımlara nasip olmayan çocuklarla rızıklandırdı.” Âişe (r.anha) dedi ki: “Kendi kendime: Bundan sonra hislerimi artık içimde tutacağım ve artık Hatîce’yi çirkin bir sözle anmayacağım.”

Hz. Fâtıma ile ilgili ise hem hüzünlü hem de bizlere acı acı tebessüm ettirecek bir hâdise gerçekleşir:

Bir gün Fâtıma, babasına “Yâ Rasûlallah, Cebrail’e sorup annemin durumunu öğrenmeden içim rahat etmeyecek.” demişti. Bunun üzerine Hz. Peygamber bunu Cebrail’e sordu o da Hatîce’nin Cennet’te Meryem ve Sâre arasında olduğunu söyledi.

Hz. Peygamber’den bir hadis rivayet eden Hatice Validemiz; Ebû Tâlib’in ölümünden üç gün sonra, Hicret-i Nebeviye’den üç sene evvel, Bi’setin onuncu yılında Ramazan ayında vefat etmiştir. Efendimiz onu Hacûn Kabristanı’ndaki kabrine kendi elleriyle yerleştirmiştir.




HATİCE BİNTU HUVEYLİD

(RADIYALLAHU ANHÂ) 

İLE İLGİLİ HADİSLER



Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Cebrâil aleyhisselâm Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek:

يَا رَسُولَ اللّهُ، هذِهِ خَدِيجَةُ قَدْ أتَتْ وَمَعَهَا إنَاءٌ فِيهِ إدَامٌ أوْ طَعَامٌ أوْ شَرَابٌ. فَاِذَا هِىَ أتَتْكَ فَاقْرَأ عَلَيْهَا السََّمَ
مِنْ رَبِّهَا وَبَشِّرْهَا بِبَيْتٍ في الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ َ صَخَبَ فِيهِ وََ نَصَبَ[. أخرجه الشيخان.»الْقَصَبُ« هاهنا اللؤلؤ المجوف.و»الصَّخَبُ« الضجة والجلبة.       
و»النَّصَبُ« التعب .

"Ey Allah'ın Resûlü, dedi. İşte Hatice geliyor. Beraberinde bir kap var, içerisinde katık -veya yiyecek, veya içecek- mevcut. O yanınıza ulaştığı vakit, ona Rabbinden [ve benden] selam söyleyin ve onu gürültü ve yorgunluk bulunmayan cennette, içerisi oyulmuş inciden mamul bir evle müjdeleyin!" [Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr 20, Tevhîd 35; Müslim, Fezâilu's-Sahâbe 71, (2432).

AÇIKLAMA:

1- Bu rivayette Hz. Hatice'nin fazileti beyan edilmektedir. Allah Teâla Hazretleri'nin Cebrail'le gönderilen hususî selâmına mazhar olmak, bir kul için şereflerin, menkibelerin en yücesine ermek olmalıdır. Hatta Ebû Bekr İbnu Dâvud gibi bazı âlimler, bu hadise dayanarak, Hz. Hatice'nin, Hz. Aişe'den faziletce üstün  olduğuna hükmetmiştir. "Çünkü derler, Hz. Aişe, Hz. Cibril'in selamına mazhar olmuşsa da Allah'ın selamına olmamıştır." Hatice validemiz (radıyallahu anhâ)'nın Allah'ın hususi selamına mazhar olmakla ulaştığı şeref, yaratılıştan beri acaba kaç kula nasib oluştur? Onu hakiki bir valide bilip sevenlerin bu şereften nasibedar olacaklarını rahmet-i ilahiyeden umarız.

2- Rivayetin buradaki üslûbu, Hz. Hatice'nin, vak'a sırasında Resûlullah'ın zevceleri değilmiş gibi bir mübhemlik taşımaktadır. Ama gerçek öyle değil. Bu sebeple dilimize aktarırken şârihlerin dikkat çektikleri manayı  aksettirecek bir üsluba yer verdik.

3- Hadis muhtelif vecihlerde bazı farklı ziyadelerle gelmiştir. Bir ziyadeye göre Hz. Hatice (radıyallahu anhâ) bu ilahi selâma şöyle mukabele eder: "O (şanı yüce Rab  Teâla) Selâm'ın kendisidir, selâm ondandır, Cebrâil'e (de bizden) selam olsun."

Bir başka vecihte buna ilaveten "...Ey Allah'ın Resûlü, sana da selam ve Allah'ın rahmet ve bereketi olsun." Birbaşka veçhinde ise: "Şeytan hariç selamı işitenlere de (selam olsun)" demiştir.

Alimler bu cevaptan hareketle Hz. Hatice'nin derin ve  vüs'atli bir anlayış sahibi olduğunu belirtirler. Çünkü, Allah'tan gelen selama mukabele ederken "Selam Allah'a olsun" dememiş, aksine "Allah selamın kendisidir" demiştir. Nitekim, teşehhüdde Ashab'tan bazıları esselâmu alallâhi demiş, Resûlullah bunu yasaklamış ve: "Allah'ın kendisi selamdır, öyleyse "ettahiyyatu lillahi (tahiyyât Allah) içindir" deyin" emretmiştir. Şu halde Hz. Hatice anlayışlı olması haysiyetiyle, Cenab-ı Hakk'a selam verilmeyeceğini, selamın mahlukata verileceğini anlamış olmaktadır. "Selam" Allah'ın  isimlerinden bir isimdir. Ayrıca bir selamet  duasıdır. Öyleyse her iki noktadan da Allah'a selam söylenmesi muvafık değildir.

* Şu halde, hadis Allah'a senânın muvafık düşeceğini göstermektedir. Hz. Hatice, selam makamında Allah'a senada bulunmuş, Rab'la mahluk arasını tefrik ederek Hz. Cebrail'e ve Resûlullah'a selam etmiştir.
* Hadisten çıkarılan diğer bir faide şudur: Selam gönderene selamla mukabele edildiği gibi, selamı getirene de selamla mukabele edilir.

* Hz. Hatice'nin Cebrâil'e iki sefer selam verdiği görülmektedir: Birinciyi ismen zikrederek hususî surette, ikinciyi de "işitenler" diyerek umumî bir üslubla söylemiştir. Umumî selamdan şeytanı hariç tutmuştur. Çünkü şeytan selamet duasına müstehak değildir.[268]

****

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın hanımlarından hiçbirine, Hz. Hatice (radıyallahu anhâ)'ya karşı duyduğum kıskançlığı hiç duymadım. Halbuki onu hiç görmüşlüğüm de yok. Ancak, aleyhissalâtu vesselâm) onun yâdını çok yapardı. Ne zaman bir koyun kesip parçalara ayırsa Hatice'nin dostlarına da gönderirdi. Bazan ona: "Sanki dünyada Hatice'den başka kadın yok!" derdim de bana: "(Onun gibisi var mıydı!) o  şöyleydi, o böyleydi...! [Öbür kadınlar beni çocuktan mahrum ederken] benim çocuklarım ondan oldu" diye karşılık verirdi. [Hz. Aişe der ki: İçimden "Bir daha  Hatice hakkında kötü söz söylemeyeceğim" dedim.].
Hz. Aişe  devamla der ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm),  Hatice'den üç yıl sonra benimle evledi." [Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr 20, Nikâh 108, Edeb 73, Tevhîd 32; Müslim, Fezâilu's-Sahâbe 73, 74, 77, 78, (2434, 2435, 2436,  2437); Tirmizî, Menâkıb, (3885, 3886).]

AÇIKLAMA:

1- Bu rivayette Hz. Aişe, Hz. Hatice (radıyallahu anhümâ)'yı kıskanış sebebini anlatıyor: "Buna göre, Resûlullah'ın onu çok zikretmesiyle ortaya çıkan fazla sevgisi.. Tirmizî'nin rivayetinde bir başka sebep daha kaydeder: "Hz. Hatice'nin, cennette inciden mamul bir evle müjdelenmiş olması."
2- Hz. Aişe, Hz. Hatice'yi görmediğini söyler. Aslında Hatice (radıyallahu anhâ) vefat ettiği zaman Hz. Aişe altı yaşında idi. Görmemesi söylenemez. Ancak "görmedim" sözüyle, "idrak haline ulaşmış yaşta görmedim" demeyi kastetmiş olacağı gibi, "Resûlullah'ın nikâhında beraber olmadık" manasını kastetmiş olması da mümkündür. Gerçekten de Resûlullah Hz. Hatice hayatta olduğu müddetçe başka bir kadınla evlenmemiştir. Nitekim hadisin bir vechinde Hz. Aişe "Hatice, Resûlullah benimle evlenmezden önce  vefat etti" der.
3- Hz. Hatice'nin Resûlullah tarafından yâdedilmesiyle ilgili bir rivayette şu ziyade yer alır: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Haticeyi anınca  artık ne onu sena etmekten, ne de ona istiğfarda bulunmaktan usanırdı." Nitekim "Onun gibi var mıydı?"diye tercüme ettiğimiz   اِنَّهَا كَانَتْ وَكَانَتْ ibaresi "O şöyleydi, o böyleydi... diye faziletlerini sayardı" şeklinde anlaşılmalıdır. Ahmed İbnu Hanbel'in bir rivayeti bu hususu tavzih eder. Ona göre Aleyhissalâtu vesselâm bir seferinde: "İnsanlar beni inkâr ederken, o inandı, herkes beni tekzib ederken o tasdik etti. Herkes bana haram ederken, o malıyla benim için harcadı. Allah onun  vesilesiyle bana çocuk nasib etti, diğer kadınlardan çocuğum olmadı" buyurmuştur. Şurası muhakkak ki Resûlullah, Hz. Hatice hakkında daha nice faziletler saymıştır: "O akıllı idi, o faziletli idi, o ferasetli idi..." gibi.
Nevevî, bu çeşit hadislerin, zevce olsun, arkadaş olsun kişinin sevdiklerine karşı ahdini, muhabbetini ve hürmetini, dostu hayatta da olsa ölmüş de olsa devam ettirmesi gereğini  ifade  ettiğini belirtir.

****

Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

خَيْرُ نِسَائِهَا مَرْيَمُ بِنْتُ عُمْرَانَ، وَخَيْرُ نِسَائِهَا خَدِيجَةُ بِنْتُ خُوَيْلِدٍ، وَأشَارَ الرَّاوى الى السَّمَاءِ وَا‘رْضِ

"(Ahiretin) en hayırlı kadını Meryem Bintu İmrân'dır. (Dünyanın) en  hayırlı kadını Hatice Bintu Huveylid'dir." Ravi bunu söylerken, eliyle semaya ve arza  işaret etti. [Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr 20, Enbiya 45; Müslim, Fezâilu's-Sahâbe 69, (2430); Tirmizî,  Menâkıb, (3887).]

Rezîn bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

 كَمُلَ مِنَ الرِّجَالِ كَثِيرٌ وَلَمْ يَكْمُلْ مِنَ النِّسَاءِ إَّ مَرْيَمُ ابْنَةُ عِمْرَانَ، وَآسِيَةُ امْرَأةُ فِرْعَوْنَ، وَخَدِيجَةُ بِنْتُ خُوَيْلِدٍ، وَفَاطِمَةُ بِنْتُ مُحَمَّدٍ، وَفَضْلُ عَائِشَةَ عَلى النِّسَاءِ كَفَضْلِ الثَّرِيدِ عَلى سَائِرِ الطَّعَامِ

"Erkeklerden  pek çokları kemâle ermiştir. Kadınlardan ise İmrân'ın kızı Meryem, Firavun'un karısı Asiye, Huveylid'in kızı Hatice ve Muhammed'in kızı Fâtıma'dan başka kimse kemâle ermemiştir. Hz. Aişe'nin kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yiyeceklere üstünlüğü gibidir." Bu rivayet Buhârî'de Ebû Musa hadisi olarak gelmiştir (Enbiya 45). [Müslim, Fezâuilu's-Sahabe 70, (2431); Tirmizî, Et'ime 31, (1835).]

AÇIKLAMA:

1- Bu hadiste   ساءها  tabirindeki zamir nereye râci, ihtilaf edilmiştir. Hadisin, Hz. Hatice'nin sağlığında vürud etmiş olması halinde birinci zamirin "semâ"ya, ikinci zamirin "dünya"ya ait olması muhtemeldir. Tevili şöyle olur: "Ölüp ruhu semaya yükselen kadınların en hayırlısı Meryem'dir. Yeryüzünde yaşamakta olan kadınların en hayırlısı da Hatice'dir." "Eliyle işaret etti" ziyadesi bu te'vili te'yid eder. Ancak Buhârî'nin rivayetinde  bu ziyade mevcut değilir. Biz bu te'vili esas alarak (semâ) ve (dünya) kelimelerini parantez arasında kaydettik. Ancak bazı âlimler o zamirleri zamanlarıyla tevil ederek: "Meryem zamanının en hayırlı kadını Hz. Meryem'dir", "Hatice de kendi devrinin en hayırlı kadınıdır"  şeklinde manayı tevcih etmişlerdir. İbnu Hacer, şârihlerin çoğunlukla bu ikinci te'vilde cezmettiklerini belirtir.

2- Rezin ilavesi olarak kaydedilen rivayette kadınlardan sadece dört  tanesinin kemale erdiği belirtilmektedir. Hadisin Buharî ve Müslim'deki veçhinde ise kemâle erenler olarak  sadece Hz. Asiye ile Hz. Meryem zikredilir, diğer ikisi zikredilmez. İslâm âlimleri bu hadisteki "kemâl"den murad nedir? münakaşa etmiştir. Bazıları bunu "nübüvvet" olarak yorumlayarak, kadınlardan da peygamber geldiğini ileri sürmüştür. "Çünkü derler, insan nevinin en kâmilleri peygamberlerdir; sonra veliler, sıddikler ve şehidler gelir. Asiye ile Meryem, peygamber olmasalar, kadınlar içerisinde hiçbir velî,  sıddîk ve şehid bulunmamak lazım gelir. Hakikatte ise bu sıfatlar birçok  kadınlarda bulunmaktadır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu hadislerinde Asiye ile Meryem'den başka peygamber olan yoktur buyurmuşa benziyor."

Bu istinbatın oldukça su götüreceği  açıktır. Peygamber bir tebliğ getiren insandır. Ne âyetlerde ve ne de hadislerde bunların tebliğ sahibi oldukları ifade edilmemiştir. Onların peygamber olma delili, yorumdan öte bir dayanağa sahip değildir. Nitekim bazı alimler de: "Kemâl sözünden onların peygamber olması lazım gelmez. Çünkü bu söz, birşeyin tamamını ve kendi nev'inde son dereceye ulaştığını ifade eder. Öyle ise burada murad, Asiye ile Meryem'in, kadınlar arasında faziletlerde, en üstün mertebeye ulaştıklarını anlatmaktır" demiştir. Kirmanî: "Kadınlardan peygamber gelmediğine icma naklolunmuştur" der. Ancak Eş'arî hazretleri kadınlardan altı peygamber gelmiştir  der ve sayar: "Havva, Sâre, Hz. Musa'nın annesi, Hacer, Asiye ve Meryem."

Kurtubî: "Sahih kavle göre Hz. Meryem, Peygamberdir. Çünkü ona melek vasıtasıyla vahiy gelmiştir. Asiye'ye gelince onun peygamberliğine  delalet eden bir rivayet yoktur" diyor.
Asiye Bintu Müzahim, Firavun'un karısıdır. Rivayete göre, Hz. Musa, Firavun'un sihirbazlarına galebe çalınca Asiye iman etmiştir. Firavun bunu anlayınca onun el ve  ayaklarını kazıklarla yere çaktırarak güneşe karşı üzerine büyükbir kaya konmasını emretmiştir. Kaya getirildiği  vakit Asiye: "Ya  Rabbi, benim için cennetinde bir ev yap" (Tahrim 11) diye niyazda bulunmuş, o anda cennette inciden  mamul evi kendisine gösterilmiş ve ruhu kabzedilmişti. Böylece getirilen kaya ruhsuz cesedinin üzerine konmuştu.
Hz. Meryem, İmran'ın kızıdır ve Hz. İsa'nın annesidir. Kur'ân bir çok defa ondan bahseder. Herhangi bir erkek  kendisine temas etmeden mucize olarak Hz. İsa'yı dünyaya getirmiştir. Yahudiler onu bakire olduğu halde çocuk doğurduğu için iffetsizlikle itham etmişlerse de, beşikteki çocuk bir mucize eseri olarak konuşup annesini tebrie etmiştir.

Faydalanılan Kaynaklar

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/457.
Abdulaziz eş-Şennavî, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahâbîler), trc. Tâceddin Uzun, Uysal Kitabevi, Konya, 1991, III.
İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sîre, trc. M. Salih Arı, Çıra Yayınları, İstanbul, 2004.
İbnu Deybe, Teysiru’l-Vüsûl ilâ Câmii’l-Usûl, trc. İbrahim Canan, Akçağ Yayınevi, İstanbul, 1993, XVIII.
İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe Seçkin Sahabeler, trc. Seyfullah Erdoğmuş, Sağlam Yayınevi, İstanbul, 2008.
Mevlânâ Şiblî Numânî, Son Peygamber Hz. Muhammed Sîretü’n-Nebî, trc. Yusuf Karaca, İz Yayıncılık, İstanbul, 2008.
Nurgül Dere, Hanım Sahabîler, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 2012.
Ziya Kazıcı, Hazret-i Muhammed’in Aile Hayatı ve Eşleri, Çamlıca Yayınları, İstanbul, 2003.


Bu yazı, hz hatice, hz hatice ile ilgili sözler, hz hatice ile ilgili ayetler, hz hatice ile ilgili bilgiler, hz hatice hakkında bilgi kısaca, hz hatice hayatı kısaca, hz hatice kimdir ile ilgilidir.

0 YORUM:

Yorum Gönderme