19 Kasım 2017

 KAZA-KADERLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER




AYETLER



بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ   


اِنَّا  كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ ﴿٤٩﴾  

"şüphesiz ki biz, her şeyi bir kader (ölçü) ile yarattık." (Kamer/49),



اَلَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَر۪يكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْد۪يراً ﴿٢﴾  

"Allah her şeyi yaratmış ve her birine belirli bir nizam vererek, onun kaderini tayin ve takdir etmiştir." (Furkan/2),



مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌۚ ﴿٢٢﴾  

"Yeryüzünde ve sizin başınıza gelen her hangi bir olay yoktur ki, biz onu yaratmadan önce o, kitapta bulunmasın. Doğrusu bunu bilmek Allah'a kolaydır." (Hadid/22),



نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ ﴿٦٠﴾ 

"Ölümü aranızda biz tayin ettik..." (Vakıa/60),



اِذْ تَمْش۪ٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُۜ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَۜ وَقَتَلْتَ نَفْساً فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُوناً۠ فَلَبِثْتَ سِن۪ينَ ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى ﴿٤٠﴾  

"Bu sebeple yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra da bir takdire göre buraya geldin ey Musa!..." (Taha/40),

HADİSLER


Peygamber Efendimiz (s.a.v.)den Hz.Ömer (r.a.)ın rivayet ettiği, Cibril hadisi diye bilinen hadis-i şerifte, iman, İslâm ve ihsanın ne olduğunu Cebrail’e anlatırken iman konusunda şu ifadeyi kullanmıştır: "İman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmaktır." (Müslim/İman),

Bu hadiste kadere inanmanın iman esaslarından olduğu açıkça belirtiliyor. Bununla birlikte ilâhi bir sır olarak kabul edilen kaza ve kader konusunda Peygamberimiz, fazla konuşulmamasını, münakaşa edilmemesini, bu konuya fazla dalınmamasını tavsiye etmiştir.


RİSALE-İ NURDA KADER BAHSİ


Risale-i Nur’da konu su çerçevede ele alinir:

Yirmi Altıncı Söz

Kader Risalesi

1. Mebhas: Kader; cüz’î irade; hayır ve şerrin yaratılması; insanın sorumluluğu.

2. Mebhas: Kader ve cüz’î iradenin birbirine uyumuna dair Yedi Vecih.

Birincisi: Hikmet ve adalet açısından cüz’î irade.
İkincisi: Cüz’î iradenin varlığı.
Üçüncüsü: İlâhî ilim, kader ve cüz’î irade.
Dördüncüsü: İlim ve malûm (bilgi ve bilinen); ezeliyetin tanımı.
Beşincisi: Kader, sebep ve müsebbep konusunda Cebriye, Mutezile ve Ehl-i Sünnet anlayışının farkları.
Altıncısı: Fiillerin yaratılışı ve kulun sorumluluğu.
Yedincisi: Kulun iradesi ile İlâhî irade arasındaki ilişki ve kulun sorumluluğu.

3. Mebhas: Varlık âleminde kader; Kitab-ı Mübîn ve İmam-ı Mübîn; bedihî kader ve nazarî kader; hürriyet ve kader.

4. Mebhas: Sıkıntı ve musibetlerin hayırlı yönleri ve İlâhî rahmetle uyumluluğu.

Hatime: Nefsin gururuna karşı Allah’ın birlik ve mutlak egemenliğini dile getiren ve mutluluğu Ona teslim olmakta gösteren Beş Fıkra.

Zeyl: Rahmân, Rahîm ve Hakîm isimlerine ulaştıran, Kur’ân’dan alınma “acz, fakr, şefkat ve tefekkür” yolu; bu yolun şartları ve tarikatten farkları.

1. Hatve: Nefsi temize çıkarmamak.
2. Hatve: Ölüm ve hizmette nefsi düşünmek, zevk ve arzularda unutmak.
3. Hatve: Kusuru kendinde görüp, eriştiği iyilikleri, kudret ve zenginliği Allah’tan bilmek.
4. Hatve: Benliği unutup, kendi varlığını, Allah’ın tecellîsine bir ayna olarak bilmek.
Hatime: “Acz, fakr, şefkat ve tefekkür” yolunun vahdet-i vücut ve vahdet-i şuhuddan farkı; herşeyde Allah’a bir yol bulmanın ve huzur-u daimîyi kazanmanın çaresi.



KISACA KAZA VE KADER?


KADER

a) Anlamı:

Yaratıcının, sonsuz ilmiyle, yaratacağı her şeyi, önceden (özgür iradeyi hesaba katarak) belirleyip programlaması ve yazması demektir.

KAZA:

Yazılanların, zamanı gelince, (insan iradesi katkısı oranında) Yaratıcının iradesi ve yaratmasıyla gerçek leşmesi demektir

b) Kaderin varlığının delilleri:

Kur’an, evren ve insan, farklı dillerle, kaderin var olduğunu anlatır. Kur’an, her şeyde bir ölçü, plan ve yazarak önceden belirle menin olduğunu söyler.

Doğada matematiksel denge ve belirlenmiş bir işleyiş görülür. Hücre, yumurta ve çekirdekler, gelişip olacakları varlıkların ka der kitabı gibidir. İnsanın gen haritası, adeta kader kataloguna benzer.

Vicdanda hissedilenler, özellikle gelecekte olacak olayların; ayet, hadis ve hissetmeyle ifade dilmesi ve bazen rüyada görülen lerin aynen gerçekleşmesi hep kaderin işaretleridir.

c) İnsan iradesinin varlığının delilleri:

İnsan tartışmasız, davranışlarında seçme özgürlüğüne sahiptir.Vicdan azabı çekmesi, sorumlu tutulup kanuni ceza uygulanma sı, farklı kişilik ve mesleklerin oluşması hep delildir. Mevlana, Mesnevisinde, kaysı yerken yakalanan ve bunu kadere havale eden ada mı hikaye eder; bahçe sahibi kaysı dalıyla vurur, bunu da kader yaptırdı der!

d) İrademizden bağımsız kader:

Şu varlık alemi, insanın iradesi hesaba katılmadan bu şekliyle yaratılmıştır.Bununla beraber insana, geniş bir müdahale alanı da bırakılmıştır. Kıyametin kopması, ölümün öldürülmesi, güneşin doğması, ruhun yaşaması önlenemez ama gen haritasıyla oynanabi lir şifasız hastalık kalmayabilir. Genellikle tabiat kanunlarını içeren bu kaderin içeriği ve geleceği, çoğunlukla insanlar tarafından önce den bilinebilir; güneş tutulması, hava durumu gibi. Doğa kanunları değiştirilemez kader alanına girer. Bu kader, doğrudan Yaratıcıya baktırır.

e) İrademizle biçimlenen kader:

Doğrudan insanı ilgilendiren bu kaderde gelecek bilinemez. Çünkü insan özgür İradesiyle onun şekillenmesi-ne, yazılanların biçimlenmesine öncülük yapacak ve bu yüzden sorumlu tutulacaktır.Önceden bilinemeyen bir şeyin değiştirilmesi ise söz konusu ola maz. Bu kader ise, doğrudan insana baktırır.

f) Her iki kaderde de Rahmet hakimdir:

İnsana sorulmadan yaratılan doğa; güneş, su,toprak, hava; insanlara hizmete koşan bitkiler ve hayvanlar, çiçekler, bin bir lez zet alan organlarımız, hep kaderin bize karşılıksız, peşin ve sayısız olarak sunduğu lutuflarıdır. Öte yandan, maddi pek çok hastalığa karşı Yaratıcı, her çeşit şifa yolları var ettiği gibi, manevi hastalıklar olan günahlara karşı da tövbe başta olmak üzere farklı ihsan kapı ları açmıştır. Önemlisi de insanın, aciz, zayıf, fakir, muhtaç bilinen şu haliyle hiç de elde edemeyeceği sonsuz bir cennet hayatı hazırlan mıştır.

g) Kaderi yazmak sadece Allah’a özgüdür:

Her şeyi mükemmel yaratanın, mükemmel ve sonsuz ilmi, iradesi kudreti var demektir. Sayısız insan simasını, göz yapısını, parmak izini karıştırmadan farklı modellerde var etmesi bunu gösterir. İnsan yaratıcı gibi, konik bir bakışla tüm zamanı bir nokta gibi göremez ki kaderinin nasıl yazılmış olduğunu görsün! Kaderini göremeyen insanın onu yazması, hele kaderin yaratıp da eline verdik lerini, kendi başına elde edebilmesi ise hayal bile edilemez! Sahip olduklarımızda irademizin payı ne kadardır? Bir çocukta ya da bir lok mada payımız?

h) Kaderi kendine hizmet ettirmek küçücük insan iradesine özgüdür:

Nokta dünyada mikroskobik varlık olmasına rağmen, bir asansör düğme sine dokunur gibi, iradesi onu evren ötesine çıkartır. Basit iradesiyle bir gemi dümenindeymiş gibi insan, kaderin hazırladığı gemiyle, kader deryasında, kaderin cennet sahillerine ulaşıverir. Bazen içten gelerek yapılan bir dua, hiç ummadığımız şekilde olayların akışını lehimize çeviriverir.

i) Kaderin varlık hikmeti:

İnanın Yaratıcısından kopmaması, Yüceliğini tanıması, O’nunla huzur bulması; kendi acizliğini, zayıflığını, fakirliğini, muhtaç ol duğunu ve isyankarlığını hesaba katarak, basit varlığıyla; BEN!” diyerek her varlığa ve hayra sahip çıkıp azmasın diye kader vardır.

k) İnsan İradesinin varlık hikmeti:

Yaratıcısının, kendisine yüksek bir anlam ve değer verdiğini anlaması; kader kumandası karşısında eli kolu bağlanmış bir ro bot ya da kader rüzgarları önünde kuru bir yaprak gibi olmadığını kavraması, kötülüklerini kadere yükleyip sorumluluktan kaçmama-sı, Hak namına güvenle “BEN!” diyerek her başarıya koşması için irade vardır.

l) Kaderle insan iradesinin denge ve uyumu:

Kaderle insan iradesi, terazinin iki kefesi, saatin akrep ve yelkovanı, aynı noktaya uyumla bakıp gören iki göz, hedefe uyumla uçan kuşun kanatları gibi beraber denge içinde ele alınmalıdır.

Allah önceden, hakkımızda olacakları yazarken, irademizi hesaba katmadan yazmaz.Kader organizasyonunda merkez hep İn san iradesidir.

Hem yazarken, hem de yaparken ikisi beraber işler. İnsan aleyhine tek taraflı bir yazma asla yoktur.

Allah, sonsuz ilmiyle, gelecekte, insanın iradesiyle neler yapacağını önceden bildiği için yazar; o yazdığı için biz mecburen ya pıyor değiliz.

Böyle olsaydı, sorumlu olmamızın bir anlamı kalmaz, adaletsizlik olurdu. Biz yazılanı yapıyor değiliz; yapacaklarımız önceden yazılıyor.

Takvim gibi; sayfada yazılı olduğu için güneş tutulmuyor, güneşin tutulacağı önceden bilindiği için yazılıyor.

Bir tren gibi; varış saati yazıldığı için varmıyor, varış saati önceden bilindiği için yazılıyor.

Biz de Allah önceden yazdığı için yapmıyoruz, Allah irademizle ne yapacağımızı önceden bildiği için yazıyor.

m) Kadere bakış açısı:

İrademizin kesin ulaşamadığı her varlık ve olaya ve geçmişte yaşadıklarımız hadiselere kader açısından bakılmalıdır. (Geçmiş hastalık, günahlar, deprem vb. olaylardan mutlaka ibret alınmalıdır).

n) İnsan iradesine bakış açısı:

İrademizin ulaşabildiği her olaya ve bütünüyle geleceğe; özellikle günahlara kötülüklere, problemlere ve başarı yolunda azim ve planla her çalışmaya irade açısından bakılmalıdır.

o) Tevekkül:

Üzerimize düşen maddi manevi bütün görevleri hakkıyla yerine getirdikten ve gerekli tüm tedbirleri aldıktan son ra, Allah’a dayanıp güvenmek, dua etmek, işlerimizin sonucunu O’ndan beklemek demektir.

(Sonuçta kader konusu, inanç ve ibadette derinleştikçe, okuyup dinleyip öğrendikçe daha iyi anlaşılabilecek ve hissedilebile cek bir konudur)

KAZÂ VE ATÂ KANUNLARI


Kazâ, Levh-i Mahfûz’da, yani Ana Kitap’ta Allah (cc)’ın takdir buyurduğu hükümlerin, mevsimi gelince kulun da irâdesiyle edâ ve icra edilmesi, yani takdirin infâzıdır.

Atâ, ‘verme’ kökünden Arapça bir kelime olup, Cenâb-ı Hakk’ın vergisi, ihsanı, lûtuf ve bahşişi demektir.

Levh-i Mahfûz’dan ayrı olarak, Allah (cc)’ın bir de Levh-i Mahv ve İsbat’ı vardır. ‘Levh-i Mahfûz’, daha önce sözünü ettiğimiz gibi ‘İmam-ı Mübin’ veya ‘Ümmü’l-Kitab’ olup, kendinde değişme ve silinme olmaz. Levh-i Mahv ve İsbat ise, “Allah dilediğini siler, mahveder; dilediğini de yerinde bırakır; Ana Kitap O’nun katındadır” (Ra’d, 13/39) âyetinde ifâde olunduğu üzere, Allah (cc)’ın ‘atâ’ kanunuyla takdiratından bazısını değiştirip, infaz buyurmadığı kitabının adıdır.

Atâ kanunu kazâyı bozar. Meselâ, hakkındaki takdirin infaz edilebileceği, yani kazâ buyurulabileceği herhangi bir kul, kendine has bir lâtifeyi kullanarak Allah (cc)’la münasebete geçer, kurbiyet kazanır.. veya dua ve sadaka gibi Cenâb-ı Hakk’ın hoşuna gidecek bir amelde bulunup, O’na yaklaşır ve kazandığı bu kurbiyetten dolayı Allah (cc) kendisine husûsî bir atâ-yı şâhânede bulunur ve hakkındaki bir kazâyı infaz etmeyip, lehinde değiştirir.

Meselâ, kul bir günah yerine gitmek niyet ve meyliyle evden çıkar.. o bu niyetle irâde düğmesine dokunduğu için, Allah da meylinin neticesini yaratacak ve onu irâde ettiği yere götürecektir. Fakat, o kulun güzel bir hali, Allah (cc)’ın hoşuna gidecek bir tarafı, sözgelimi gecesinin zülüfünde iki damla gözyaşı ya da arabasıyla bir-iki arkadaşını bir sohbete götürüşü vardır da, bunlar Rahmet-i İlâhî’yi ihtizaza getirmiştir ve Allah (cc) da yolda o kulun karşısına kendisini günah mahalline değil de gülzâra götürecek bir arkadaş çıkarır ve kulun iradesiyle hak ettiği hükmü değiştirir. İşte, Allah (cc)’ın sebepli sebepsiz kulu hakkındaki bir hükmü veya bir kazâyı onun lehinde değiştirmesi, O’na ait bir atâdır.

Bu değiştirmesinden dolayı Allah (cc)’a, “Niyet ettiği halde, neden o kulun meyhaneye gitmesine müsaade etmedin?” Neden hakkındaki kazâyı atâ ile değiştirdin?” diye sorma hakkımız yoktur. O, dilediğini dilediğine dilediği kadar lûtfeder; dilediğini hidâyete, dilediğini dalâlete sevkeder. Bu sebeple, bizim bütün hasenatımız Allah (cc)’ın lûtfu, bütün seyyiatımız ise kendi müktesebatımızdır (Nisa, 4/79). Fakat çok defa Allah (cc), seyiatımız ve günahlarımızla baş aşağı düşeceğimiz zaman, elimizden tutup bizi kurtarır. Lûtfudur bu; bu lûtufla belâ ve musibetlerin önünü aldığı gibi, küfre, küfrana ve günahlara dalma izni de vermez. Bunlar, hak etmedikleri ve liyakatleri olmadığı halde bir kısım kullarına onun atâyâ-yı Sultanî’sidir.

Allah (cc), atâsıyla kazasını bozmayıp, irâdemizi sarfetmek suretiyle yapmaya meylettiğimiz işi yaratsaydı, bu mahz-ı adâlet olurdu.. ve yine kimse bir şey diyemezdi. Yaratmaması ise, husûsî bir lûtuf ve ihsandır. Kur’ân’da sık sık ifâde edildiği üzere, Allah (cc), çeşitli kavim ve milletlerin helâkını küfür, şirk, zulüm, tuğyan ve isyanda temerrüdlerine bağlamıştır. Ama Yunus Kavmi, tam hak ettikleri belâ ve helâk gelmeye başlayınca duaya durmuş, bunun neticesinde de Allah (cc) o belâyı kendilerinden def’ etmiştir; yani atâ, Yunus (s) kavmi hakkındaki kazâyı bozmuştur. (İnancın Gölgesinde-1)

İlk adımda “Allah’ın ilmi” konusuda dikkat çekmiştik.

Kader konusunu çok iyi anlayamayanlar veya şüpheleri olanlar ya da derinlemesine inmek isteyen insanların zannımca, öncelikle Allahü Teala’nın ilmini çok iyi anlamaları gerekiyor.

Çünkü insan daha başlarken kendi ilmince, iradesince ve kudretince bu konuya perde açtığından ve adım attığından, eksikliği oranında konuyu içinden çıkılamaz hale dönüştürebilmektedir.

Allah’ın ilminin sınırsızlığını, Risale-i Nur’daki örneklerle de pekiştirerek yol almak daha aydınlık ve kolay gibi görünüyor.

İkinci adımda “İRADE” konusuna işaret etmek istiyoruz.

Allah c.c. sonsuz İLİM sahibidir.

ve Allah c.c. sonsuz İRADE sahibidir.

Sonsuz İlim sonsuz İrade ile, sonsuz İrade de sonsuz İlim ile daha kolay anlaşılabilir ve açıklanabilir.

Bilen, bildiği oranda diler ve bildiği nisbette de dileme gücü etkili, tercih alanı geniş olur.

İlmini sınırlayan hiç bir varlık ve güç olmadığı gibi İradesine engel olabilecek hiç bir varlık ve güç de yoktur.

Allah’ın c.c. İlmi ve İradesi sınırsız olduğuna göre bütün varlık alanlarını ve zaman dilimlerini kapsamı içine alır.

Bu sebeple insanın ve bütün insanların bütün hayatlarını, insana göre bütün geçmişiyle ve geleceği ile bir anda bilir ve iradesini taalluk ettirir.

Öte yandan her şeyi sınırsızca bilmek, bilinen şeylerin insana göre iyi mi kötü mü faydalı mı zararlı mı olduğunu da teferruatına kadar bilmek demektir.

Bu, insanın bilemediklerini bilmek, göremediklerini görmek demektir.

İrade, insanın bilemediklerine göre işlediğinden, insan sadece bildikleriyle yetinmemeli bilemediklerini öğrenmeye araştırmaya çalışmalıdır.

Yani Allah’ın sonsuz iİlminin ve İradesinin inceliklerini tam idrak edemeyen insan, bir şeyi kolay idrak edebilir, hem de küçük bir soruyla:

“Benim bu sonsuz İlim ve İrade deryasının ortasındaki konumum nedir ve ben neden tek başıma o sahilsiz denizde minicik bir gemi içindeki basit bir dümenin başına oturduldum?…”

Evet deniz derya onun… Deryada yüzen gemi onun inşası…

O gemide bir kaptan var insan!…

Eline deryalarda kaybolabilecek kayalara bindirebilecek veya deryaların sınırsız güzellik sahillerine rota çizebilecek bir cüz’i irade dümeni verilmiş

İnsan, O’nun kadar bilemese de, insan O’nun kadar dileyemese de ama minicik görünen o irade dümeniyle yönünü O sonsuz iradeye çevirebilir.

Ve iki iradede buluşma olunca damla insan deryalaşabilir.



Not: Bu yazı kader ile ilgili ayetler ve anlamları, kaza ile ilgili ayetler arapça, kader nedir kısaca, kaza ve kader nedir kısaca, insan iradesi ve kader nedir kısaca, irade ile ilgili ayetler kısa ile ilgilidir.