18 Kasım 2017

NAMAZ İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER




NAMAZIN ÖNEMİ



“Namazda ruhun, kalbin, aklın büyük bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir.” (Sözler, s. 41)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “İslâmiyet’te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır”1 ifadesiyle “imanın gereği ve ubudiyetin hulâsası”2 olan namazın ehemmiyetine dikkat çekmiştir.

Namazı, “kul ile Allah arasında yüksek bir nisbet (bağ) ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmet ve Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde manevî huzuruna yapılan bir dâvet”3 olarak tarif eden Üstad Bediüzzaman, namazı “kalplerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbaniye imtisâl ettirmek için yegâne İlâhî bir vesile”4 olarak görmüştür.

Namazın tarifinin yanı sıra, mânâsı ve mahiyetinin de üzerinde çok tafsilâtlı olarak duran Üstad Hazretleri, “Şükür nev’îlerinin en câmîi (kapsamlı) ve fihriste-i umumiyesi (genel özeti)”5; hem “bütün ibâdâtın envâını şâmil bir fihriste-i nuraniye ve bütün esnaf-ı mahlûkatın elvân-ı ibadetlerine (ibadet çeşitlerine) işaret eden bir harita-i kudsiye”6 olarak nitelendirdiği namazın, insana “bu misafirhane-i dünyada aciz ve fakir kalbine kut ve gına (azık ve zenginlik) ve elbette bir menzili olan kabrinde gıda ve ziya ve her halde mahkemesi olan mahşerde senet ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve Burak”7 olacağını da belirtmiştir.

“Şu kâinattan maksad-ı a’lâ (yüce maksat), tezahür-ü rububiyete karşı ubudiyet-i külliye-i insaniyedir”8 diyen Üstad Bediüzzaman, Cenâb-ı Hak’kın bizlere sunduğu küllî hadsiz nimetlere karşılık, bizden de küllî bir niyet ve hadsiz bir itikat istediğini belirtmektedir.9 Bu ise, namazda dercedilmiştir. Yani, “mahlûkata zabitlik eden ve hayvanata ve nebatata kumandanlık yapan ve mevcudat-ı arziyeye halifelik etmeye kabil olan ve kendi hususî âleminde kendini herkese vekil telâkki eden insanın”10 “bir Kadir-i Zülcelâlin, bir Rahim-i Zülcemalin dergâhına niyaz ile namaz ile müracaat etmesidir.”11

Namazda okunan mübarek kelimeler sayesinde her mü’min adeta küçük bir mi'rac yaşar. O yüzden, “her mü’minin namazı, onun bir nevî mi'racı hükmündedir ve o huzura lâyık kelimeler ise, Mi'rac-ı Ekber-i Muhammed Aleyhissalatu Vesselâm’da söylenen sözlerdir.”12 Namazla bize bahşedilen bu kudsî kelimeleri her namazda okumak ve zikretmekle, “o selâm-ı İlâhideki emir ve fermana bir imtisâldir. Hem ona (Peygamberimize asm) karşı biat etmektir. Ve her gün biatını, yani memuriyetini kabul ve getirdiği fermanlara itaatlerini tecdid ve tazelemektir. Hem Risâletini bir tebriktir. Hem, umum âlem-i İslâma her gün bu kelime ile onun getirdiği saadet-i ebediye müjdesine karşı bir teşekkürdür.”13 Bu itibarla, “namazda söylediğimiz o mübarek ve mukaddes kelâmlara pek büyük yümünler, feyizler ve berekât-ı İlâhiye terettüp eder.”14

“İnsan, şu kâinata geldikten sonra, iki cihet ile ubudiyeti var. Bir ciheti galibâne bir sûrette bir ubudiyeti, bir tefekkürü var; diğeri hazırâne muhatabane sûretinde bir ubudiyeti, bir münacatı vardır”15 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu iki cihet ibadetin de namazda olduğunu izah ederken; “Bir nevî mi'rac hükmünde olan namaz ile mânen ve hayalen veya niyeten iki cihandan geçip, kayd-ı maddiyâttan tecerrüt edip bir mertebe-i külliye-i ubudiyete (kulluğun geniş, umumî ve büyük mertebesine) çıkıp, bir nevî huzura müşerref olup ‘İyyake na’büdü’ (Ancak sana kulluk ederiz) hitabına, herkesin kabiliyeti nisbetinde bir mazhariyet-i azimedir.”16 Yani insan namazla, gaibane ibadetten muhataba sûretindeki ibadete yükselerek, Cenâb-ı Hak’la karşılıklı konuşma ve muhatap olma şerefiyle şereflenmektedir. Ayrıca, “ruy-i zeminde mü’minler ve muvahhidindeki cemaat-ı uzma, umum mevcudat ve vücudumuzdaki bütün zerreler olarak üç büyük cemaati içine alan kapsamlı bir ibadetle müşerref olmaktadır.” 17

Son derece önemli ve üzerimize farz kılınan “Namazda lâzım olan tadil-i erkân, müdavemet ve muhafazadır.” 18 Yani, namazı usûlüne uygun, devamlı ve zamanında ve mümkünse cemaatle kılmak gibi şartlardır.

Namazın cemaatle kılınmasının fazileti ve kazanımları üzerinde de duran Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Mü’minler ibadetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sair ibadetlerinde büyük bir sır vardır ki; her bir fert, kendi ibadetinden kazandığı miktardan pek fazla bir sevab, cemaatten kazanıyor. Ve her bir fert, ötekilere duâcı olur, şefaatçi olur, tezkiyeci olur; bilhassa Peygamber Aleyhissalatu Vesselâm’a. Ve keza her bir fert, arkadaşlarının saadetinden zevk alır ve Hallak-ı Kâinata ubudiyet etmeye ve saadet-i ebediyeye namzet olur.” 19

Namazı zamanında ve cemaatle kılmanın fazileti ve kazanımlarından biri de; “Vaktin evvelinde (namaz vaktinin girdiği ilk anlarda), Kâbe’yi hayalen nazara almakla namaz kılmak menduptur ki (çok sevaplıdır), birbirine giren daireler gibi, Beytin (Kâbe’nin) etrafında teşekkül eden safları görmekle, yakın saflar Beyti ihata ettikleri gibi, en uzak safların da âlem-i İslâmı ihata etmiş olduğunu hayal ile görsün. Ve o saflara girmekle, o cemaat-ı uzmaya dâhil olsun ki, o cemaatın icma ve tevatürü, onun namazda söylediği her dâvâya ve her bir sözüne bir hüccet ve bir bürhan olsun.” 20

Bütün bu mânâlar ışığında; Cenab-ı Hak’kın marziyat-ı Rabbaniyesi (Allah’ın rıza dairesi) olan İslâmiyetin, başta namaz olarak, esasatını cin ve inse mi'rac hediyesi olarak getiren Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâm’ı dinleyip, Kur’ân’a kulak verip, enva-i ibadatın fihristesi (bütün ibadet çeşitlerinin listesi) olan namaz ile, insanlar birçok makamat-ı âliye içinde çok lâtif vazifelerle telebbüs edip,21 şu dar-ı dünya denilen mescid-i kebirinde, fariza-i ömürlerini (ömür borcu) ve vazife-i hayatlarını edâ edip, ahsen-i takvim suretini alarak, bütün mahlûkat üstünde bir mertebeye çıkıp; yümn-i iman ve emn-i emanet (imanın bereketi ve kuvvetiyle emanetin güvende olması) ile mücehhez emin bir halife-i arz olur.” 22

Bu münasebetle, Cenâb-ı Hak her iki hayat levazımâtını elde etmek için yirmi dört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza, azını çoğa vermek sûretiyle, yirmi üç saati kısa ve fanî olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir saati de beş namaza ve bâkî ve sonsuz uhrevî hayata sarf etmek lâzımdır ki, dünyada paşa, ahirette geda (dilenci) olmasın.” 23

Her meselede olduğu gibi, namaz meselesinde de en güzel tarifi ve izahı Risâle-i Nur yoluyla Üstad Bediüzzaman Hazretleri yapmıştır. Risâle-i Nur’un dördüncü, dokuzuncu ve yirmi birinci sözleri bu konunun merkezi durumundadır. Sair risâlelere de serpiştirilen namaz ibadeti, muhataplar üzerinde büyük tesirler meydana getirmektedir.

Sultanlar sultanından, şanlı Resûlüyle bize hediye olarak gönderilen ve yaratılışımızın asıl vazifesi, kulluğun esası ve kat’î borç olan; hakikî ebedî hayatımızın saadetine vesile olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmet olan namazı Risâle-i Nur’un gözüyle ve kazandırdığı şuur ile kılarak, Cenâb-ı Hak’ka tesbih ve tazim ve şükür borcumuzu mutlaka eda etmeliyiz. Ve bu sûretle bütün ömür sermayemizi âhirete mal edip, fani ömrümüzü bâkîleştirmeliyiz.

Dipnotlar:

1- Tarihçe-i Hayat, s. 226. 2- Sözler, s. 206. 3- İşaratü’l İ’caz, s. 76. 4- A.g.e. 76. 5- Mektubat 612. 6- Sözler 72. 7- A.g.e 428. 8- A.g.e. 417. 9- A.g.e. 580. 10- A.g.e 581. 11- A.g.e. 74. 12-Şuâlar 156. 13- Emirdağ Lâhikası 681. 14- Mesnevî-i Nuriye 134. 15- Sözler 526. 16- A.g.e. 324. 17- Mektubat 668. 18- İşaratü’l İ’caz 75. 19- Mesnevî-i Nuriye 376. 20- Mesnevî-i Nuriye 122. 21- Sözler 203. 22- A.g.e. 207. 23- A.g.e. 353.


NAMAZLA İLGİLİ AYETLER


1. "Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar."
Ankebût suresi, 45

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

Âyet-i kerîmenin tamamının anlamı şöyledir: "Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir."

Âyette hayasızlık ve kötülük diye tercüme edilen "fahşâ" ve "münker" kelimelerinin anlamı daha kapsamlıdır. Fuhşiyat, açıktan ve alenî işlenilen bütün çirkinlikleri, edepsizlikleri ve ahlâk dışı davranışları ifade eden bir kelimedir. Münker de, aklın ve şerîatın beğenmediği bütün uygunsuz davranışları ve günahları ifade için kullanılır. Öncelikle namaz içinde böyle şeyler yapılmaz, onun gerektirdiği bütün edeplere uyularak namaz kılınır. Gerçekten şuurla ve hakikatına erilerek, farkında olunarak, ne olduğu bilinerek kılınan bir namaz, namaz dışında da insanı her türlü çirkinlikten, uygunsuz davranıştan, edep dışı hareketlerden alıkoyar. Onun için Resûl-i Ekrem Efendimiz: "Kim namaz kılar da o namaz kendisini hayasızlıktan ve kötülükten alıkoymazsa, o namaz olsa olsa onun Allah'tan daha fazla uzaklaşmasını sağlar" buyurmuştur (Münâvî, Feyzü'l-kadîr, VI, 221). Kur'an'ın namazla ilgili birçok âyeti vardır. Nevevî'nin konuyla ilgili olarak sadece bu âyetle yetinmesinin sebebi, onun kapsayıcılığından olsa gerektir.

2. "Namazlara, özellikle orta namaza devam ediniz."

Bakara suresi, 238

حَافِظُواْ عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَقُومُواْ لِلّهِ قَانِتِينَ

Beş vakit namazı eksiksiz kılmak ve bunu ara vermeksizin yapmak gerekir. Çünkü âyetteki muhafaza kelimesi namazların eksiksiz, en mükemmel şekilde ve vaktinde kılınması gibi özellikleri kapsamına alır. Ayrıca bütün rükünlerini ve şartlarını da yerine getirerek namaz kılmamız icap eder. Zira âyetin devamındaki "Allah için boyun eğerek kalkın namaza durun" emri bunu gerektirir. Burada geçen kunut tabiri, taati, huşûu, boyun eğmeyi ve ayakta durmayı ifade eder ki, dilimizde buna divan durmak denir. Peygamberimiz: "Namazın en faziletlisi kunutu uzun olandır" buyurmuştur (Müslim, Müsâfirîn 164-165).

Orta namaz dediğimiz salât-ı vustânın hangi vaktin namazı olduğu hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de, genel kabul gören ikindi namazı olduğudur. Sahâbeden Hz.Ali, İbni Mes'ûd, Ebû Eyyûb, İbni Ömer, Semüre İbni Cündeb, Ebû Hüreyre, İbni Abbas, Ebû Saîd el-Hudrî, Hz.Âişe ve daha birçokları salât-ı vustânın ikindi namazı olduğu görüşündedir. Ebû Hanîfe, İmam Mâlik, bir görüşünde İmam Şâfiî ve Ahmed İbni Hanbel de aynı kanaattedirler. Hz.Ömer, Ebû Mûsa ve Muâz'ın da aralarında bulunduğu bazı sahâbîler ise sabah namazı olduğunu söylemişlerdir. Bazı sahâbîlerin öğle namazı, bazılarının akşam, bazılarının da yatsı namazı dedikleri nakledilir. Hatta bu görüşler cuma namazından bayram namazına kadar uzanan bir çerçeveye oturtulmaya çalışılır. Bunların her biri üzerinde duracak değiliz. Fakat Peygamber Efendimiz'in: "Orta namaz ikindi namazıdır" hadisi (Tirmizî, Salât 19) ve Ahzab harbi gününde: "Bizi orta namazdan, ikindi namazından alıkoydular. Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun" (Müslim, Mesâcid 205) buyurması,"ikindi namazıdır" diyenlerin delilini teşkil etmektedir. Ayrı namazlar olduğunun ifade edilmesi de, bütün namazların korunması ve hiçbirinin ihmal edilmemesi gerektiğini ortaya koyar. Nitekim âyetin başında bütün namazları muhafaza ediniz emrinin yer alması bunun en kesin delilidir.

3. "Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse onları serbest bırakın."

Tevbe suresi 5

فَإِذَا انسَلَخَ الأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُواْ الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُواْ لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ فَخَلُّواْ سَبِيلَهُمْ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Bu ayetin tamamının anlamı şöyledir: "Haram ayları çıkınca Allah'a ortak koşanları nerede bulursanız öldürün; onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onları bekleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah bağışlayan, esirgeyendir."

İnsanın mü'min olmasının en önemli göstergelerinden biri namazdır. Namaz kılan insana âyette geçen muamelelerin hiçbiri yapılmaz. Bu âyetin hükmü müşrik Arapları kapsamaktadır. Onlar iman edip namaz kılmayı ve zekât vermeyi kabul edince, daha önce yapmış oldukları şeyler, küfür ve haksızlıklar bağışlanır. Çünkü İslam insanın geçmişini örter, kişi âdeta hayata yeni başlamış ve dünyaya yeni gelmiş gibi muamele görür.

4. "Cuma namazı kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz."

Cuma suresi 10

فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Cuma namazından önce ve sonra kılınacak sünnet namazlar hakkında 101 numaralı hadiste bilgi verilmiştir. Bu âyet-i kerîmenin bulunduğu Cuma sûresinin dokuzuncu âyetinde cuma ezanı okununca, işi gücü bırakıp Allah'ı anmak üzere cuma namazı kılınması gerektiği belirtilmekte, açıklamakta olduğumuz yukarıdaki onuncu âyette de cuma namazını kıldıktan sonra herkesin tamamen serbest olduğu, dilediği şekilde hareket edebileceği ifade edilmektedir. Diğer bir söyleyişle, cuma namazını kılan kimsenin bu görevini yerine getirmiş olduğu, şayet ticaretinin başına dönmek istiyorsa dönebileceği, ilim öğrenmek istiyorsa tekrar kitaplarının başına oturabileceği, ibadet etmek istiyorsa dilediği şekilde ibadet edebileceği, hatta dinlenmek istiyorsa dinlenebileceği ortaya konmaktadır. Âyet-i kerîmedeki "yeryüzüne dağılın" ifadesi kesin bir emir değildir. Artık herkesin dilediğini yapmakta serbest olduğu yönünde bir açıklamadır.

Âyet-i kerîmenin devamındaki "Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz" buyruğu, cuma namazı kılanlara bir hatırlatma ve uyarı mâhiyetindedir. Yüce Rabbimiz bu kısa ve özlü tavsiyesi ile bize şöyle demektedir:

Siz cuma namazını kılmakla bir görevi yerine getirdiniz, artık dağılıp gidebilirsiniz; ama kendinizi büsbütün dünyaya kaptırmayın. Kalbinizi devamlı surette canlı ve uyanık tutabilmek için işinizin başında veya evinizde iken yahut bir yere gelip giderken Allah'ın adını anıp zikrederek, zaman zaman Kur'an okuyarak, nâfile namazlar kılarak, Allah'ın kullarına ve diğer mahlûkatına iyi davranıp hizmet ederek, O'nun size esirgemeden verdiği lütufları düşünerek Cenâb-ı Hakk'ı her fırsatta anıp zikredin. Böyle davranırsanız Allah'ın rızâsını kazanabilir ve dolayısıyla kurtuluşa erebilirsiniz.

5. "Gecenin bir bölümünde de uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere, nâfile namaz kıl; ola ki bu sâyede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır."

İsrâ sûresi, 79

وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا

Âyet-i kerîmede Peygamber Efendimiz'den, gecenin bir kısmında uykudan kalkması ve namaz kılması istenmektedir. Arapçada geceleyin uykudan uyanarak namaz kılmaya teheccüt dendiği için bu namaza da teheccüt namazı adı verilmiştir.

Peygamber Efendimiz bütün gece uyumayıp namaz kılan sahâbîlerini ikaz etmiş, bunun vücudu yorgun düşüreceğini dikkate alarak bütün gece ibadet etmeyi doğru bulmamıştır. 152 numaralı hadiste geniş bir şekilde ele alındığı üzere, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem genç sahâbîsi Abdullah İbni Amr İbni Âs'ın kendini hırpalarcasına ibadet etmesini yasaklamıştır.

Âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre teheccüt namazı sadece Peygamber Efendimiz'in şahsına mahsus bir ibadettir. Bu ibadetin Resûlullah için fazladan bir fazilet yani mendup ve nâfile olduğunu söyleyen âlimler vardır. Onları böyle düşünmeye sevk eden, Peygamber aleyhisselâm'ın geçmişte kalan ve ileride işlenmesi mümkün görülen bütün günahlarının bağışlanmasıdır. Ümmeti için durum elbette farklıdır. Gece namazı onların günahlarına kefâret ve bağışlanmalarına sebep olur. Bazı âlimler ise teheccüt namazı denilen gece namazının Peygamber Efendimiz için beş vakit namaz üzerine ilâve edilmiş fazladan bir farz olduğunu söylemişler, bu özel farz ile onun ümmetine olan üstünlüğünün bir kere daha pekiştirildiğini belirtmişlerdir.

Âyette "Ola ki bu sâyede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır" diye belirtilen makâm-ı mahmûd, hamd, minnet ve teşekkürlerini sunma makamı demektir. Bu yüce makam Resûl-i Ekrem Efendimiz'e mahsustur. Kıyamet gününde her ümmet, diğer bir ifadeyle bütün beşeriyet Resûlullah'ın şefaatıyla mahşerdeki o korkunç bekleyişten bir an önce kurtulmak isteyecekler, kurtulur kurtulmaz da ona bu lütuf ve şefâatinden dolayı şükranlarını sunacaklardır. Makâm-ı mahmûd'un, makâm-ı şefaat olduğu söylenebilir.

6. "Vücutları yatak yüzü görmez."

Secde suresi, 16

تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

Vücutlarının yatak yüzü görmediği belirtilen kimseler, geceleyin kalkıp Allah rızâsı için ibadet eden, namaz kılan, dua eden kimselerdir. Bu âyet-i kerîmenin tamamı şöyledir:

"Korkuyla ve ümitle Rablerine yalvarıp ibadet ettikleri için vücutları yatak yüzü görmez. Kendilerine verdiğimiz nimetlerden Allah yolunda harcarlar."

Geceleri kalkıp ibadet eden kimselerin mükâfatı yukarıdaki âyetin devamında (17 numaralı âyette) şöyle belirtilmektedir:

"Yaptıklarına karşılık olarak onlar için kendilerini mutlu edecek ne güzel nimetler hazırlanıp saklandığını bilemezler."

Âyet-i kerîmede bu mükâfatın büyüklüğünü hiç kimsenin tahmin ve hayal edemeyeceği belirtilmektedir. Onun ne muazzam ve erişilmez bir mükâfat olduğunu sadece Cenâb-ı Hak bilir. 1884 numaralı hadiste geleceği üzere Peygamber Efendimiz Allah Teâlâ'nın has kulları için hazırladığı bu mükâfatı hiçbir gözün görmediğini, hiçbir kulağın duymadığını, bu büyük lutfun hiçbir insanın hatır ve hayalinden geçmediğini söylemiştir.

İbadet ve tâatla meşgul oldukları için vücutları yatak yüzü görmeyen bu bahtiyar insanlardan, aşağıdaki âyette şöyle söz edilmektedir:

7. "Geceleri pek az uyurlar."

Zâriyât suresi, 17

كَانُوا قَلِيلًا مِّنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

Âyet-i kerîmenin baş tarafından itibaren cenneti kazanmış muttakî insanların özellikleri sayılmakta, bu özelliklerden birinin, dünyada iken geceleri teheccüt namazı kılmak için pek az uyumaları, zamanlarını Allah'a ibadet ve dua ile geçirmeleri olduğu belirtilmektedir. Bir sonraki âyette onların bu ibadetlerinin seher vakitlerine kadar devam ettiğine işaretle "seher vakitlerinde bağışlanma diledikleri" söylenmektedir.

Hayatın fâni, ömrün kısa, dünyanın gelip geçici olduğu unutulmamalı, sağlığın ve gençliğin pek çabuk tükenen birer sermâye olduğu göz ardı edilmemelidir. Geceleri kalkıp ibadet ve dua etmek nefsimize hoş gelmediğinden, tembelliğimize kılıf bulmak için bin dereden su getirmekteyiz. Halbuki bize ömür sermayesini lütfeden Allah Teâlâ, başka âyetlere bakmasak bile, yukarıdaki üç âyette, iyi kullarının özelliklerinden birinin geceleri ibadet etmek için yatağını terk etmek olduğunu ifade buyurmaktadır. Rabbim hepimize ibadet zevki nasip eylesin (âmin).


NAMAZLA İLGİLİ HADİSLER



أقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ، فأكْثِرُوا الدُّعَاءَ   -1
“Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise (secdede) duayı çok yapın.” [Müslim, 
Salât 215, (482); Ebû Dâvud, Salât 152, (875)

مَا منْ دَعْوَةٍ أسْرَعُ إجَابَةً مِنْ دَعْوَةِ غَائِبٍ لِغَائِبٍ  -2
"İcâbete mazhar olmada gâib kimsenin gâib kimse hakkında yaptığı duadan daha sür'atli olanı yoktur." [Tirmizî, Birr 50, (1981), Ebû Dâvud, Salât 364, (1535); Müslim, Zikr 88, (2733)

مَنْ لَمْ يَسْألِ اللّه يَغْضِبْ عَلَيْهِ  -3
 "Allah Teâla Hazretleri kendisinden istemeyene gadap eder." [Tirmizî, Daavât 3, (3370); İbnu Mâce, Dua 1, (3827)

أَحَبُّ اسْمَاءِ إلى اللّهِ تعالَى عبدُاللّهِ وعبدُ الرحمنِ   -4
"Allah'ın en ziyade sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır."[Müslim,Ebu Davud,Tirmizi]

رضى الربِّ في رضى الْوَالِدِ، وسخطُ الربِّ في سخطِ الوَالِدِ   -5
“Allah’ın rızası babanın rızasından geçer. Allah’ın memnuniyetsizliği de babanın memnuniyetsizliğinden geçer.”[Tirmizi]

كلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ  -6
“Her bir ma’ruf sadakadır”[Nesei,Tirmizi]

لَيْسَ الشَّدِىدُ بِالصُّرْعَةِ، إنَّمَا الشَّدِىدُ الَّذِى يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ  -7
“Kuvvetli kimse, (güreşte hasmını yenen) pehlivan değildir. Hakiki kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir.” [Buhârî, Edeb 76; Müslim, Birr 107, (2760); Muvatta, Hüsnü'lhalk 12

إنَّ الْغَضَبَ مِنَ الشَّيْطَانِ، وَإنَّ الشَّيْطَانَ خُلِقَ مِنَ النَّارِ، وَإنَّمَا تُطْفَأُ النَّارُ بِالْمَاءِ   -8
فَإذَا غَضِبَ أحَدُكُمْ فَلْيَتَوَضَّأ
"Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın." [Ebû Dâvud, Edeb 4, (4784).]

إِذَا دَخَلَ رَمَضَانُ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الجَنَّةِ، وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ النَّارِ، وَسُلْسِلَتِ الشَّيَاطِينُ   -9
“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.”[Ebu Davud]
مَنْ نَسِيَ وَهُوَ صَائِمٌ فَأكَلَ، أَوْ شَرِبَ فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ، فَإِنَّمَا أَطْعَمَهُ اللّهُ وَسَقَاهُ  -10
“Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir.”[Nesei]

مَنْ صَامَ رَمَضَانَ، وَأتْبَعَهُ بِسِتِّ مِنْ شَوَّالٍ كَانَ كَصِيَامِ الدَّهْرِ  -11
“Kim Ramazan orucunu tutar ve ona şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yıl orucu tutmuş olur.”[Tirmizi]

صِيَامُ يَومِ عَرَفَةَ إِنِّى أَحْتَسِبُ عَلَى اللّهِ تَعَالَى يُكَفِّرَ السَّنَةَ الَّتِى قَبْلُهُ، الَّتِى بَعْدَهُ  -12
“Arafat günü tutulan orucun, geçen yılın ve gelecek yılın günahlarına kefâret olacağına Allah’ın rahmetinden ümidim var.”[Tirmizi]


اَلْغَنِيمَةُ الْبَارِدَةُ الصَّوْمُ فِي الشِّتَاءِ  -13
“Zahmetsiz ganimet kışta tutulan oruçtur.”[Tirmizi]

َ يَزَالُ النَّاسُ بِخَيْرٍ ماَ عَجَّلُوا الفِطْرَ  -14
“İnsanlar iftarda ta’cile yer verdikleri müddetçe hayır üzere devam ederler.”[Tirmizi]

مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ، فَلَيْسَ للّهِ تَعَالَى حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ   -15
“Kim yalanı ve onunla ameli terketmezse (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.”[Buhari,Ebu Davud,Tirmizi]

مَنْ لَعِبَ بِالنَّرْدَشِيرِ فَكَأنَّمَا صَبغَ يَدَهُ في دَمِ خِنْزِيرٍ  -16
“Kim tavla oyunu oynarsa elini domuz kanına bulamış gibi olur.” [Müslim, Şi'r  10, (2260); Ebu Davud, Edeb 64, (4939).]

لَيْسَ الْمُؤْمِنُ بِطَعَّانٍ، وََ لَعّانٍ، وََ فَاحِشٍ، وََ بَذِيءٍ  -17
“Mü”min ne ta’n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır.” [Tirmizî, Birr 48, (1978).]

َ تسُبُّوا امْوَاتَ فإنَّهُمْ قَدْ أفْضَوْا الى مَا قَدّمُوا  -18
“Ölülere sövmeyin. Çünkü onlar (sağken hayırdan ve şerden) gönderdiklerine kavuştular.”[Buhari,Ebu Davud,Nesei]

اذْكُروُا محَاسِنَ مَوْتَاكُمْ، وَكُفُّوا عَنْ مَسَاوِيهِمْ  -19
“Ölülerinizin iyiliklerini zikredin, kötülüklerini zikretmeyin.” [Ebu Dâvud, Edeb 50, (4900); Tirmizî, Cenâiz 34, (1019).]

لَوْ أنّ أهْلَ السّمَاءِِ وَأهْلَ ارْضِ اشْتَرَكُوا في دَمِ مُؤْمِنٍ كَبْهُمُ اللّهُ تَعالى في النَّارِ  -20
“Eğer semâ ve arz ehli bir mü’minin kanına (haksız yere dökmede) iştirak etselerdi, Allah her ikisini birden cehenneme atardı.” [Tirmizî, Diyat 8, (1398).]

قَتْلُ الْمُؤْمِنِ أعْظَمُ عِنْدَ اللّهِ مِنْ زَوَالِ الدُّنْيَا  -21
“Mü’minin öldürülmesi, Allah katında dünyanın zevalinden daha büyük (bir hâdise)dir.” [Nesâî, Tahrim 2, (7, 83).]

مَنْ تَرَكَ الْحَيّاتِ مَخَافَةَ طَلَبِهِنّ فَلَيْسَ مِنّا. مَا سَالَمْنَاهُنّ مُنْذُ حَارَبْنَاهُنّ  -22
“Kim, yılanı (intikam) arar diye (öldürmez) bırakırsa bizden değildir. Biz onlarla harbettiğimiz günden beri onlarla sulh yapmadık.” [Ebu Davud, Edeb 174, (5250).]

أرْبَعٌ مِنْ سُنَنِ الْمُرْسَلِينَ: الْحَيَاءُ، وَالتَّعَطُّرُ، وَالنِّكَاحُ، وَالسِّوَاكُ  -23
“Dört şey vardır, bunlar geçmiş peygamberlerin sünnetlerindendir: Haya, koku sürünme, evlenme, misvak kullanma.” [Tirmizî, Nikah 1, (1080).]

مَنْ مَاتَ وَهُوَ بَرِئٌ مِنْ ثَثٍ: الْكِبْرِ، وَالْغُلُولِ، وَالدَّيْنِ دَخَلَ الْجَنَّةَ  -24
“Kim şu üç şeyden berî olarak ölürse cennete girer: *  Kibir, * Gulûl, * Borç  [Tirmizî, Siyer 21]

َ يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ  -25
“Mü’min, bir (yılanın) deliğinden iki defa sokulmaz.” [Buharî, Edeb 83; Müslim, Zühd 63, (2998); Ebu Davud, Edeb 34, (4862).]


مَنْ َ يَرْحَمِ النَّاسَ َ يَرْحَمُهُ اللّهُ تَعالى  -26
“İnsanlara merhametli olmayana Allah Teala merhamet etmez.” [Tirmizî, Birr 16, (1923).]

شَرُّ مَا فِي الرَّجُلِ شُحٌّ هَالِعٌ، وَجُبْنٌ خَالِعٌ  -27
“İnsanda bulunan en  şerli şey aşırı cimrilik ve şiddetli korkudur.” [Ebu Davud, 22, (2511).]

مَلْعُونٌ مَنْ ضَارَّ مُؤْمِناً أوْ مَكَرَ بِهِ  -28
“Mü’mine zarar veren veya hile yapan mel’undur.” [Tirmizî, Birr 27, (1942).]

مَنْ ضَارَّ مُؤْمِناً ضَارَّ اللّهُ تَعالى بِهِ، وَمَنْ شَاقَّ مُؤْمِناً شَاقَّ اللّهُ تَعالى عَلَيْهِ  -29
“Kim mü’mine zarar verirse Allah da onu zarara uğratır. Kim de mü’mine meşakkat verirse, Allah da ona meşakkat verir.” [Tirmizî, Birr 27, (1941).]

إنَّ اللّهَ أوْحَى إليَّ أنْ تَوَاضَعُوا حَتّى َ يَبْغِي أحَدٌ عَلى أحَدٍ وََ يَفْخُرُ أحَدٌ عَلى أحَدٍ  -30
“Allah Teala hazretleri, bana: “Mütevazi olun, öyle ki, kimse kimseye zulmetmesin, kimse kimseye karşı böbürlenmesin” diye vahyetti.” [Ebu Davud, Edeb 48, (4895)

كُلُوا وَتَصَدَّقُوا وَالْبَسُوا في غَيْرِ إسْرَافٍ وََ مَخِيلَةٍٍ  -31
"Yiyiniz, tasadduk ediniz, giyiniz. Fakat bunları yaparken israfa ve tekebbüre kaçmayınız." [Nesaî,  Zekat 66]

حُبُّكَ الشَّىْءَ يُعْمِي وَيُصِمُّ  -32
“Bir şeye karşı sevgin seni kör ve sağır eder (de onun eksiklerini görmez, kusurlarını işitmez olursun” [Ebu Davud, Edeb 125, (5130).]

مَنْ صَمَتَ نَجَا  -33
“Kim susarsa kurtulur”[Tirmizi]

تَقُولُوا لِلْمُنَافِقِ سَيِّدٌ فإنَّهُ إنْ يَكُ سَيِّداً فَقَدْ أسْخَطْتُمُ اللّهَ تَعالى  -34
“Münafığa “efendi” demeyin. Zira eğer o, seyyid olursa Allah’ı kızdırırsınız.” [Ebu Davud, Edeb 83, (4977).]

كُلُّ كََمِ اِبْنِ آدَمَ عَلَيْهِ َ لَهُ، إَّ أمْرٌ بِمَعْرُوفٍ، أوْ نَهْىٌ عَنْ مُنْكَر، أوْ ذِكْرُ اللّهِ تَعالى  -35
“Ademoğlunun, emr-i bi’lma’ruf veya nehy-i ani’lmünker veya Allah Teala hazretlerine zikir hariç bütün sözleri lehine değil, aleyhinedir.” [Tirmizî,]

  أملُّوا الخُرُوجَ بَعْدَ هَدْأةِ الرِّجْلِ فإنَّ للّهِ دَوَابَّ يَبُثُّهُنَّ في ارْضِ في تِلْكَ السَّاعَةِ  -36
“Ayaklar çekildikten sonra (evlerden dışarı) çıkmayı azaltın. Çünkü Allah Teala hazretlerinin birkısım hayvanatı vardır, bu saatten sonra (yuvalarından çıkıp) ortalığa yayılırlar.” [Ebu Davud Edeb 115, (5103).]

إذَا سَمِعْتُمْ نُبَاحَ الْكَِبِ وَنَهِيقَ الْحَمِيرِ بِاللَّيْلِ فَتَعَوَّذُوا بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ فإنَّهُمْ يَرَوْنَ مَاَ تَرَوْنَ  -37
“Geceleyin köpeklerin havlamasını ve merkeplerin anırmasını işittiğiniz zaman, şeytandan Allah’a sığının. Çünkü onlar, sizlerin görmediklerinizi görürler.”[Tirmizi]

تَجِدُونَ النَّاسَ كِابِلٍ مِائَةٍ َ تُوجَدُ فِيهَا رَاحِلَةٌ  -38
“İnsanları, içinde binmeye mahsus tek hayvan olmayan yüz develik bir sürü gibi bulursun.” [Buharî, Rikak, 35; Müslim, Fedailu's-Sahabe 232, (2547); Tirmizî, Emsal 7, (2876).]



مَا أُعْطِيكُمْ مِنْ شَىْءٍ وََ أمْنَعُكُموهُ، إنْ أنَا إَّ مَأمُورٌ، وفي رواية: أنَا قَاسِمٌ أضَعُ حَيْثُ أُمِرْتُ  -39
“Ben size (kendiliğinden)  ne bir şey veriyor, ne de sizi bir şeyden menediyorum. Ben sadece bir memurum (Allah’ın emrine göre veriyorum).[Buhari]

نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَةُ وَالْفَرَاغُ  -40
“İki (büyük) nimet vardır. İnsanların çoğu onlar hususunda aldanmıştır: * Sıhhat, * Ve boş vakit!” [Buharî, Rikak 1; Tirmizî, Zühd 1, (2305).]

يَخْرُجُ مِن النَّارِ مَنْ كَان في قَلْبهِ مِثقالَُ ذَرَّةٍ مِن إيمانٍ  -41
“Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.”[Tirmizi]


كُلُّ ذَنْبٍ عَسَى اللّهُ أنْ يَغْفِرَهُ إَّ مَنْ مَاتَ مُشْرِكاً، أوْ مُؤْمِنٌ قَتَلَ مُؤْمناً مُتَعَمِّداً  -42
“Müşrik olarak ölenle, bir müslümanı haksız yere öldüren hariç, Allah bütün günahları  affedebilir.” [Ebu Dâvud, Fiten 6, (4270).]

التّاجِرُ امِينُ الصَّدُوقُ مَعَ النَّبِييِّنَ والصِّدِّقِينَ والشُّهَدَاءِ والصَّالِحِينَ-43
“Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (ayette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddikler, şehidler ve sâlihlerle beraberdir.”[Tirmizi]

    إنَّ أحَبَّ البِدِ إلى اللّهِ تعالى المساجِدُ، وأبغضَ البدِ إلى اللّهِ تعالى ا‘سواقُ  -44
“Allah’ın en çok sevdiği yerler mescidlerdir. Allah’ın en ziyade nefret ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır.”[Müslim]

الناجِشُ أكِلُ الرِّبَا خائنٌ، وهوَ خِدَاعٌ باطلٌ  يَحِلُّ  -45
“Müşteri kızıştıran, ribâ yemiş hâindir. Bu iş, bâtıl bir aldatmadır, helâl değildir.”[Buhari]

يَبِيعُ الرجلُ على بَيْعِ أخِيهِ حتَّى يَبْتَاعَ أوْ يَذَرَ  -46
“Kişi, kardeşi, satın alma işini kesinliğe kavuşturuncaya veya, tamamen vazgeçinceye kadar araya girip alışverişte bulunmasın.”[Nesei]

لَعَنَ رسُولُ اللّهِ # آكِلَ الرِّبَا وَمُوكِلهُ  -47
“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ribâyı (fâizi) yiyene de, yedirene de lânet etti.”[Müslim,Ebu Davud]]

لَيَأتِيَنَّ على الناسِ زَمانٌ  يَبْقَى أحَدٌ إَّ أكَلَ الرِّبَا، فَمَنْ لَمْ يَأكُلْهُ أصَابَهُ مِنْ بُخَارِهِ  -48
“İnsanlar öyle bir devre ulaşacak ki, o zamanda ribâ yemeyen kalmayacak. Öyle ki, (doğrudan) yemeyene buharı ulaşacak.”[Ebu Davud,Nesei]

المِِرَاءُ في الْقُرآنِ كُفرٌ  -49
“Kur’an hakkında münâkaşa küfürdür” [Ebu Davud, Sünnet 5, (4603).]

إنَّ أبْغَضَ الرِّجَالِ إلى اللّهِ تَعالى الدُّ الخَصِمُ  -50
“Allah’ın en ziyade buğzettiği erkek, şiddetli düşmanlık yapan hasımdır.” [Buharî,]

رِبَاطُ يَوْمٍ في سَبِيلِ اللّهِ خَيْرٌ مِنْ ألْفِ يَوْمٍ فيمَا سِوَاهُ مِنَ المَنَازِلِ  -51
“Allah yolunda bir günlük ribât, diğer menzillerde (Allah yolunda geçirilen) bin günden daha hayırlıdır.” [Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 26;]


المُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ  -52
“Gerçek mücâhid,  nefsiyle cihad edendir.” [Tirmizi Fedâilu'l-Cihad 2, (1621).]

لَغَدْوَةٌ في سَبِيلِ اللّهِ أوْ رَوْحةٌ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا  -53
“Öğleden evvel veya öğleden sonra bir kerecik Allah yolunda yola çıkış, dünya  ve içindeki her şeyden  daha hayırlıdır.” [Buharî, Cihad]

سِيَاحَةُ أمَّتِى الْجِهَادُ في سَبِيلِ اللّهِ  -54
“Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır.” [Ebu Dâvud, Cihad 6, (2486).]

مَا يَجِدُ الشّهِيدُ مِنْ مَسِّ القَتْلِ إَّ كَمَا يَجِدُ أحَدُكُمْ مِنْ مَسِّ الْقَرْصَةِ  -55
“Şehidin ölüm (darbesinden) duyduğu ızdırab sizden birinin çimdikten duyduğu ızdırap kadardır.” [Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 26, (1668).]


مََنْ سَألَ اللّهَ الشَّهَادَةَ بِصِدْقٍ بَلّغَهُ اللّه مَنَازِلَ للشُّهَدَاءِ، وَإنْ مَاتَ عَلى فِراشِهِ -56
“Kim  sıdk ile Allah’tan şehid olmayı taleb ederse, Allah onu şehidlerin derecesine ulaştırır, yatağında ölmüş bile olsa”  buyurdu.” [Müslim]

مَنْ مَاتَ وَلَمْ يَغْزُُ وَلَمْ يُحَدِّثْ نَفْسَهُ بِغَزْوٍ مَاتَ عَلى شُعْبَةٍ مِنَ النِّفَاقِ  -57
“Kim gazve yapmadan ve gaza yapmayı temenni etmeden ölürse nifaktan bir şube üzerine ölmüş olur.”[Müslim,Ebu Davud]

الْحَرْبُ خِدْعَةٌ  -58
“Harb bir hiledir”  [Ebu Dâvud, Cihad 101, (2637); Buharî, Cihad 157;]

بَشِّرُوا وََ تُنَفِّرُوا، وَيَسِّرُوا وََ تُعَسِّرُوا  -59
“Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın.” [Müslim, Cihâd, (1732).]

إذَا قَاتَلَ أحدُكُمْ فَلْيَجْتَنِبِ الْوَجْهَ  -60
“Sizden iki kişi kavga edecek olursa, yüze vurmaktan kaçınsınlar”  buyurdu.” [Buharî, Itk 20; Müslim Birr 117, (2613).]

أعَفُّ النَّاسِ قِتْلَةً أهْلُ ايمَانِ  -61
“Öldürme hususunda insanların en iffetlisi iman ehlidir.”  [Ebu Dâvud, Cihâd 120, (2666).]

إنَّمَا امَام جَُنَّةٌ يُقَاتَلُ بِهِ  -62
:”İmam bir perdedir, onunla birlikte (düşmana karşı) savaş yapılır.” [Buhârî, Cihâd, 109]

إيَّاكُمْ والشُّحَّ فإنَّمَا هلكَ مَنْ كانَ قَبلَكُمْ بِالشُّحِّ، أمَرَهُمْ فَبَخِلُوا، وَأمرَهُمْ بِالْفُجُورِ فَفَجَرُوا  -63
“Sıkılık huyundan kaçının. Zira sizden önce gelip geçenler bu huy yüzünden helâk oldular. Şöyle ki: Bu huy onlara cimrilik emretti, onlar hemen cimrileşiverdiler, sıla-ı rahmi kesmelerini emretti, hemen sıla-ı rahmi kestiler, doğru yoldan çıkmayı (fücur) emretti, hemen doğru yoldan çıktılar[Ebu Davud]

خَصْلَتَانِ َ تَجْتَمِعاَنِ في مُؤْمِنٍ: الْبُخْلُ، وَسُوءُ الخُلْقِ  -64
“İki haslet vardır ki bir mü’minde asla bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk.”[Tirmizi]

إنَّ لِكُلِّ أمَّةٍ فِتْنَةً، وَإنَّ فِتْنَةَ أمَّتِِى الْمَالُ  -65
“Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır.”[Tirmizi]

َتَتَّخِذُوا الضَّيْعَةَ فَتَرْغَبُوا في الدُّنْيَا  -66
“Çiftlik edinmeyin, dünyaya bağlanır kalırsınız.”[Tirmizi]

لُعِنَ عَبْدُ الدِّينَارِ، لُعِنَ عَبْدُ الدِّرْهَمِ  -67
“Altına tapanlar mel’undur, gümüşe tapanlar mel’undur.”[Tirmizi]

سَاعَتَانِ يُفْتَحُ لَهُمَا اَبْوَابُ السَّمَاءِ وَقَلَّ دَاعٍ تُرَدُّ عَلَيْهِ دَعْوَتُهُ، حَضْرَةُ النِّدَاءِ لِلصََّةِ وَالصَّفُّ في سَبِيلِ اللّهِ -68
“İki vakit vardır, onlarda sema kapıları açılır,dua edenlerden pek azının duası kabul edilmeyip geri çevrilir: Namaz için ezan okunma vakti, Allah yolunda (cihad için) saf tutma ânı.”[Tirmizi]

كُنْ في الدُّنْيَا كأنَّكَ غريبٌ أو عابرُ سبيلٍ  -69
“Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol”[Buhari]

         إذا ضُيِّعتِ امانةُ فانتظرِ السّاعةَ. قيل: وَكَيْفَ إضَاعَتُهَا؟ قال: إذا وُسِّدَ امرُ إلى غيرِ أهلهِ  -70
“Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin.” “Emanet nasıl kaybolur?” diye sordular “İşler ehil olmayanlara teslim edilince” diye cevapladı.[Buhari]
المُؤمِنُ لِلمؤمنِ كَالبُنْيَانُ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضاً   -71
“Mü’min kişi, diğer mümine karşı duvar gibidir, birbirlerini takviye ederler.[Nesei]

إنَّ منْ أعظمِ الْجهَادِ كلمةَ عدلٍ عندَ سُلطانٍ جائرٍ -72
“Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”[Ebu Davud,Tirmizi]

إذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ كُنْتُ أنَا إمَامَ النَّبِيِّينَ وَخَطِيبَهُمْ، وَصَاحِبَ شَفَاعَتِهِمْ غَيْرَ فَخْرٍ   -73
“Kıyamet günü geldi mi, ben peygamberlerin imamı, hatibi ve (onlar arasında) şefaat (etmeye yetki) sahibi olacağım. Bunda övünme yok.”  [Tirmizî,]

َ تَمَسُّ النَّارُ مُسْلِماً رَأنِى أوْ رَأى مَنْ رَآنِي  -74
“Beni gören veya beni göreni gören bir müslümana ateş değmeyecektir.” [Tirmizî, Menâkıb, (3857).]

مَا مِنْ أحَدٍ يَمُوتُ مِنْ أصْحَابِى بِأرْضٍ إَّ بُعِثَ لَهُمْ نُوراً وَقَائِداً يَوْمَ الْقِيَامَةِ   -75
“Bir yerde ölen Ashabımdan hiçbirisi yoktur ki, kıyamet günü oranın ahalisine bir nur ve onlara (cennete sevkte) bir rehber olmasın.” [Tirmizî,]

اِقْتَدُوا بِالَّذَيْنِ مِنْ بَعْدِي: أبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما   -76
“Benden sonra şu ikiye iktida edin: Ebu Bekr ve Ömer (radıyallahu anhümâ).” [Tirmizî, Menâkıb, (3663, 3664).]

الْعِبَادَةُ في الْهَرْجِ كَهَجْرَةِ اليَّ   -77
“Herc (fitne)  zamanında ibadet, tıpkı bana hicret gibidir.” [Müslim, Fiten 130, (2948); Tirmizî, Fiten 31, (2202).]

مَنْ سَلَّ عَلَيْنَا السَّيْفَ فَلَيْسَ مِنَّا   -78
“Kim bize kılıç kaldırırsa bizden değildir.” [Müslim, İman 162, (99).]

سِبَابُ الْمُسْلِمِ فسُوقٌ، وَقِتَالُهُ كُفْرٌ  -79
“Müslümana sövmek fısktır, onunla çarpışmak da küfürdür.” [Buharî, Fiten 8]

جِهَادُ الصَّغِيرِ وَالْكَبِيرِ وَالضَّعِيفِ وَالْمَرْأةِ: الحَجُّ وَالْعُمْرَةُ -80
“Küçüğün, büyüğün, zayıfın, kadının cihadı hacc ve umredir.” [Nesâî,]

إيَّاكُمْ وَالحَسَدَ، فإنَّهُ يَأْكُلُ الحَسَنَاتِ كَمَا تَأكُلُ النَّارُ الحَطَبَ،   -81
“Resûlulah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hasedden kaçının. Çünkü o, ateşin odunu yiyip tükettiği gibi, bütün hayırları yer tüketir.” [Ebu Dâvud, Edeb 52, (4903).]

الّذِي يَرْجِعُ في عَطِيَّتِهِ أوْ هِبَتِهِ كَالْكَلْبِ يَعُودُ فِي قَيْئِهِ  -82
Atiyye veya hibesinden dönen, kusmuğuna dönen köpek, gibidir”. [Ebu Davud],

لَنْ تَنْقَطِعَ الْهِجْرَةُ مَا قُوتِلَ الْكُفَّارُ  -83
“Küffarla kıtal edildiği müddetçe, hicret sona ermeyecektir!” buyurdu.” [Nesâî, Bey'at 15, (7, 146).]

النَّاسُ تَبَعٌ لِقُرَيْشٍ في الخَيْرِ والشَّرِّ-84
“İnsanlar hayırda da şerde de Kureyş’e tâbidir.” [Müslim, İmâret 3, (1819).]

َ يَزَالُ هَذَا ا‘مْرُ في قُرَيْشٍ مَا بَقَى مِنْهُمُ اثْنَانِ-85
“Bu iş (emîrlik) insanlardan iki kişi bâki kaldıkça Kureyş’te olmaya devam edecektir.” [Buhârî,]

مَنْ أهَانَ سُلْطَانَ اللّهِ في ارْضِ أهَانَهُ اللّهُ تَعالى  -86
“Kim Allah’ın yeryüzündeki sultanını alçaltırsa, Allah da onu alçaltır.” [Tirmizî, Fiten 47, (2225).]

يَهْرَمُ ابْنُ آدَمَ وَيَشِبُّ فِيهِ اثْنَتَانِ: الحِرْصُ عَلى المَالِ، وَالْحِرْصُ عَلى العُمُرِ  -87
“Âdemoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs”. [Buharî, Rikâk 5; Müslim, Zekât]

مَنْ بَدَّلَ دِينَهُ فَاقْتُلُوهُ     -88
“Kim dinini değiştirirse öldürün”[Nesei,Ebu Davud]

أكْمَلُ المُؤمِنِينَ إيمَاناً أحْسَنُهُمْ خُلُقاً، وَخِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ ‘هْلِهِ  -89
“Mü’minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlâkça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır.” [Tirmizî,]

الْحَسَنُ وَالْحُسَيْنُ سَيِّدَا شَبَابِ أهْلِ الْجَنَّةِ. وَأبُوهُمَا خَيْرٌ مِنْهُمَا  -90
“Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin gençlerinin efendileridir. Babaları onlardan daha  hayırlıdırlar.”[Tirmizi,Nesei]

مَنْ أحَبَّ الْحَسَنَ وَالْحُسَيْنَ فَقَدْ أحَبَّنِي، وَمَنْ أبْغَضَهُمَا فَقَدْ أبْغَضَنِي  -91
“Hasan ve Hüseyin’i kim severse mutlaka beni de sevmiştir. Kim de onlara  buğzetmişse mutlaka bana da buğzetmiştir.”[Zevaid]

خِيَارُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرآنَ وَعَلَّمَهُ  -92
“En hayırlılarınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerdir.”[Zevaid]

مَنْ يُرِدِ اللّهُ بِهِ خَيْراً يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ  -93
“Allah kimin hakkında hayır murad ederse, onu dinde alim  kılar.[Tirmizi]

مَنْ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ لِيُبَاهِيَ بِهِ الْعُلَمَاءَ، وَيَجَارِيَ بِهِ الْسُّفَهَاءَ، وَيَصْرِفَ بِهِ وُجُوهَ النَّاسِ إلَيْهِ؛ أدْخَلَهُ اللّهُ جَهَنَّمَ  -94
“Kim alimlere karşı böbürlenmek, cahillerle münakaşa etmek ve halkın dikkatini üzerine çekmek maksadıyla ilim öğrenirse Allah onu cehenneme sokar.”[Zevaid]

مَنْ كَتَمَ عِلْماً مِمَّا يَنْفَعُ اللّهُ بِهِ فِي أمْرِ النّاسِ، أمْرِ الدِّينِ؛ ألْجَمَهُ اللّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِلِجَامٍ مِنَ النَّارِ  -95
“Kim insanların dinî işlerinde Allah’ın faydalı kıldığı bir ilmi gizlerse, Allah, kıyamet günü onu ateşten bir gem ile gemler.”[İbni Mace]

أكْثَرُ عَذَابِ الْقَبْرِ مِنَ الْبَوْلِ  -96
“Kabir azabının çoğu sidik sebebiyledir.[İbni Mace]

وُضُوءَ لِمَنْ لَمْ يَذْكُرِ اسْمَ اللّهِ عَلَيْهِ  -97
“Üzerine besmele çekmeyenin abdesti yoktur.”[İbni Mace]

مَنْ أدْرَكَهُ اذَانُ فِى الْمَسْجِدِ، ثُمَّ خَرَجَ، لَمْ يَخْرُجْ لِحَاجَةٍ، وَهُوَ َ يُرِيدُ الرَّجْعَةَ، فَهُوَ مُنَافِقٌ  -98
“Kim mescidde iken  ezan okunmaya başladığı halde, bir ihtiyaç olmadan ve tekrar mescide dönme gayesinde bulunmadan mescidi terkederse o kimse münafıktır.”[İbni Mace]

مَا سَاءَ عَمَلُ قَوْمٍ قَطُّ إَّ زَخْرَفوا مَسَاجِدَهُمْ  -99
“Ameli bozulan her kavim mescidlerini  süslemeye yönelmiştir.”[İbni Mace]

بَشِّرِ الْمَشَّائِينَ فِي الظُّلَمِ إلى الْمَسَاجِدِ بِالنُّورِ التَّامِّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ  -100
Karanlık gecelerde mescidlere müdavim olanların, kıyamette tam bir nura kavuşacaklarını müjdele!”[İbni Mace]




Not: Bu yazı namaz ile ilgili ayet ve hadisler arapça, namazla ilgili ayetler arapça, namazla ilgili ayetler ve mealleri, namazın önemi ve fazileti, namazın fazileti ve hikmetleri, 5 vakit namazın faziletleri ile ilgilidir.