18 Aralık 2017

KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA



(Mescid-i Kıbleteyn)

Müslümanların İlk Kıblesi Mescid-i Aksa


Hicret’in 2. senesi / Milâdî 623 senesine kadar Resûl-i Kibriya Efendimiz ile Müslümanlar, Medine’de namazlarını, Al­lah’ın emriyle, “peygamberler makamı” olan Ku­düs’e, yani Beytü’l-Makdis’e doğru kılarlardı. Fakat Peygamber Efendimiz, öteden beri tevhid akîdesinin müstesna bir âbidesi olan yeryüzünün ilk mâbedi ve ceddi Hz. İbrahim’in kıb­lesi olan Kâbe’ye doğru yönelerek namaz kılmayı kalben arzu ve temenni edi­yordu. Müslümanlar da, hassaten muhacirler, kalplerinde aynı arzuyu taşı­yorlardı. Çünkü beş vakit namazlarında Kâbe’ye yönelmek, vatanları Mekke’yi de yâdetmeye bir vesile olacaktı.

Yahudilerin de, “Muhammed ve ashabı, biz gösterinceye kadar kıblelerinin neresi olduğunu bile bilmiyorlardı!” diyerek sinsice de­di­koduda bulunmaları onları rahatsız ettiğinden bu arzuları daha da kuvvetleniyordu. Bu sebeple, Resûl-i Ekrem Efendimiz, tahvil-i kıble için vahyin gelmesini bekliyor, Ceb­rail’i (a.s.) gözetliyor ve Kâbe’yi temenni ederek dua ediyordu.

Nitekim bir gün, gelen Cebrail’e (a.s.) bu arzusunu izhar etti: “Rabbimin, yüzümü Yahudilerin kıblesinden Kâbe’ye çevirmesini arzu ediyorum!”

Cebrail (a.s.), “Ben bir kulum! Sen, Rabbine niyazda bulun. Bunu O’ndan is­te!”[İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 241; Taberî, Tarih, c. 2, s. 265.]dedi.

Bunun üzerine, Resûl-i Ekrem Efendimiz de, Beytü’l-Mak­dis’e mütevecci­hen namaza duracakları zaman başını semâya doğru kaldırmaya başladı.

Nihayet, Medine’ye hicretin 17. ayında, kıblenin Mes­cid-i Haram’a doğru çev­rildiğini bildiren şu ayet-i kerime nâzil oldu:


وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ ﴿١٤٣﴾

Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li tekûnû şuhedâe alen nâsi ve yekûner resûlu aleykum şehîdâ(şehîden), ve mâ cealnâl kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men yettebiur resûle mimmen yenkalibu alâ akibeyh(akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ alellezîne hedallâh(hedallâhu) ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm(rahîmun).

 (Ey Muhammed Ümmeti!) İşte, (herkes farklı farklı yönlere yönelir, Sıratı Müstakîm’den sapıp değişik yollara girer, ifrat ve tefrit arasında bocalarken) sizi ortada, tam bir denge üzerinde mutedil bir ümmet yaptık ki, bütün insanlar için hem hakkı gösteren, hem de onların yaptıkları konusunda şahitler olasınız ve o (şanı çok yüce, risaletin zirve temsilcisi) Rasûl de sizin üzerinizde aynı şekilde şahit olsun. Daha önce size (Beyti Makdis’i) kıble yapıp (şimdi de değiştirdik ki), kim gerçekten ve samimi olarak o Rasûl’e tâbidir, kim (işine gelmediği zaman) topukları üzerinde gerisin geriye dönüp gitmektedir ortaya çıkaralım (ve böylece gerçek mü’minlerle, zamanı ve hadiseleri kollayanlar, heva ve heveslerine hizmet edenler ayrışsın). Gerçi bu hâl, böyle bir imtihan ağır ve katlanılması zor bir şeydir, fakat (niyetinde samimi olup da) Allah’ın hidayete ulaştırarak imanda sebat nasip ettiklerine değil. Allah, imanınızı (baştan beri imanda gösterdiğiniz sebatınızı ve bu imanınızın en büyük alâmeti olarak, önceki kıblenize doğru da olsa kıldığınız namazlarınızın hiçbirini) mükâfatsız bırakacak değildir. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok şefkat sahibidir; (bilhassa mü’min kullarına karşı) hususî rahmet ve merhameti pek boldur.(Bakara, 2/143)


Kıblenin değiştirilmesi, Allah'ın hidayet verdiği kimselerin dışında kalanlara -Yahudiler ve münafıklarla henüz İslâm'ı içlerine sindirememiş kesimlere- ağır gelmiş; önemli bir mesele olarak tartışma konusu yapılmış; hatta -Yahudilerin de telkiniyle- Müslümanlar arasında daha önce Kudüs'e yönelerek kılınan namazların boşa gitmiş olacağı kaygısına kapılanlar bile olmuştur. İşte âyette "Allah imanınızı asla zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir." buyurularak O'nun, kendisine iman ve itaatin gereği olarak yapılan amelleri kabul edeceğine, dolayısıyla bu hususta bir kaygıya kapılmanın yersiz olduğuna dikkat çekilmiştir. (bk. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetin tefsiri)


Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın İslam'daki Yeri ve Önemi


Kudüs, imar edildiği günden bu yana Şam diyarının merkezi ve başkenti olagelmiştir. Hz. İbrahim ve Hz. Lut’un Filistin bölgesine gelip yerleşmelerinden itibaren bu bölgenin tümü mübarek kabul edilmiştir. “Biz onu (İbrahim’i) ve (yeğeni) Lut’u âlemler için mübarek kıldığımız arza (yere ulaştırıp) kurtardık.” (Enbiya; 71). Bereketli kılınan bu bölgenin mübarek olarak kabul edilmesinin nedeni, Cenab-ı Allah’ın hikmetiyle buradan pek çok peygamberin gelip geçmesi ve burada vefat edip defnedilmesi veya meyve ve sebzelerle etrafının bereketlendirilmiş olmasından ileri gelmektedir.

Hz. Peygamber; “Ziyaretler ancak üç mekâna yapılır. Mekke’deki Mescidu’l-Haram’a, Medine’deki benim bu mescidime ve Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya.” buyurmuştur. Resulullah’ın bu hadisi ile bu üç belde İslam’da kutsal ilan edilmiş ve bunların dışında kutsiyeti olan başka bir dördüncü şehirden söz edilmemiştir. Ancak Şam ve İstanbul da hadislerde zikredildiklerinden bir bakıma kutsiyetlerine işaret edilmiş beldelerdir.

İslam’ın Mekke’de ilk tebliğ edildiği günlerde bu dinin en önemli ibadetlerinden biri olan namazın Mescid-i Aksa’ya yönelerek kılınması İslam’ın ilk kıblesinin bulunduğu Kudüs şehrinin önemini açıkça gösterir. Müslümanlar bu ilk kıblenin kutsiyetini idrak ederek tarih boyunca buraya sahip çıkılması gerektiğinin bilinciyle hareket etmiş ve bu mukaddes beldeyi her zaman koruyarak tevhit inancının bayrağı altında bulunması gerektiğine inanmışlardır. Kudüs ebediyen İslam’ın ilk kıblesi olma özelliğini koruyacak ve Müslümanlar buraya sahip çıkmak zorunda olduklarını hep idrak edecek ve bu beldenin Haçlı veya Yahudiler tarafından işgal edilmesi hâlinde tarihte olduğu gibi mutlaka kurtarılması gereğine inanarak çalışacaklardır.

Kudüs Yahudilerin değil, Hz. Âdem’den bu yana gelen tevhidin temsilcisi peygamberlerin mirasıdır. Bu miras nesilden nesile Allah’a itaat eden salih kullara devredilmiş ve onlar buna sahip çıkmıştır.

Cenab-ı Allah bu kutsal toprakların daima salih kimselerin yönetiminde kalmasını irade buyurmuş, fasık ve zorbaların hâkimiyetine geçen bu toprakların tekrar peygamberlerin veya peygamber mirasçılarının eline geçmesini istemiştir. Bunun için de sık sık bu bölgeye peygamberler gönderip onları uyarmıştır. Hz. Musa’dan sonra gelen ve İsrailoğullarına mensup birçok peygamberin (Davud ve ardından Süleyman’ın) bu topraklarda Allah’ın şeriatıyla güçlü bir devlet olarak hükmetmelerinin sebebi budur. Davud öncesinde de Allah İsrailoğullarını tekrar küfre karşı cihat etme hususunda imtihan etmiş ve onlara Talut’u hükümdar olarak belirlemişti. Fakat onlar yine itaat etmeyip isyan ederek bu mukaddes topraklar uğruna savaşmaktan kaçınmışlardı. İşte bütün bu olaylar çerçevesinde, (Davud ve Süleyman’dan sonra) bu kutsal mekân ve toprakların mutlaka mümin ve muvahhidlerin yönetiminde olması gerektiğini anlıyoruz. Kâfir ve müşriklerin bu topraklar üzerinde velayet hakları olmamalıdır. Özellikle daha sonra Zekeriya ve Yahya’yı öldüren kitlenin bu topraklar üzerinde velayet hakkına sahip olamayacakları açıktır.

Yahudiler bu topraklara Hz. Musa zamanında sahip çıkmayıp, “Git, sen ve Rabbin savaşın…” demişler ve bu kutsal mekânları korumaya yanaşmamışlardır. Bu tutumlarının sonucunda da kutsal topraklar ellerinden alınmıştır. Hatta onlar bu yerleri koruma fırsatı ellerine birkaç kez geçmesine rağmen aynı isyan ve korkaklığı gösterdikleri için artık bu mescit ve çevresi hakkında hiçbir sahiplik iddiasında bulunamayacaklardır. Bu durumu Cenab-ı Allah onlara çeşitli vesilelerle defalarca bildirmiştir. Buna rağmen çağımızda dünyayı fesada boğarak Filistin’i işgal edip bunca insanın kanına girmeleri, boşuna günah çıkartma gayret ve ikiyüzlülüklerinden başka bir şey değildir.

Bu nedenle Cenab-ı Allah, salih bir kulu ve habibi olan son peygamber Hz. Muhammed (sav)’e bu kutsal mekânı teslim etmek ve bu yerlerin kıyamete kadar onun ve ümmetinin elinde kalmasını temin etmek için onu İsra ve Miraç vasıtasıyla alıp oraya götürmüştür. İsra olayında bir devir teslim merasimi vardır. Cenab-ı Allah, İsra ve Miraç gecesinde bu mekânı bütün peygamberlerin ruhlarının şahitliğiyle Resulullah (sav)’a teslim etmiş, o da bu mübarek şehri ümmetine bir miras olarak devretmiştir. Burada Cenab-ı Allah’ın bu devir ve teslimden sonra bu mukaddes şehir ve mescidi, peygamberlerini katleden ve yeryüzünü fesada boğan bir milletin elinden alarak Resulullah’a teslim ettiği gayet açıktır.

İşte bundan dolayı biz Müslümanlar inancımız gereği Hz. Peygamber’in İsra ve Miraç mekânı olan bu yere büyük bir kutsiyet izafe edip buranın ebedi kutsiyetine inanırız. İslam fetihlerinin ve İslam’ı bütün insanlığa tebliğ maksadıyla Hicaz bölgesinden çıkarak dünyaya açılmanın ilk günlerinde, ulaşılması ve fethedilmesi gereken bir mekân olarak görülen Filistin ve özellikle Beytu’l-Makdis (Kudüs), fetih hareketlerinin başlangıcında İslam toprağı hâline getirilen ilk yerlerdendir. Bu mirasa sahip çıkmak maksadıyla Kudüs, 638 yılında Hz. Ömer tarafından Bizanslıların elinden alınarak İslam devletinin topraklarına dâhil edilmiştir.

Hz. Ömer zamanında her gün genişleyen İslam fetihleri, Ecnâdeyn Zaferi’yle Bizans kapılarını iyice araladı. Hristiyanların kutsal merkezi olan Kudüs’ün de içinde bulunduğu Filistin bölgesi, Suriye orduları başkumandanı Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah’ın yönetiminde fethedildi. Şehri bizzat halifeye teslim etmek isteyen Kudüslülerin talebi üzerine Hz. Ömer İbnü’l-Hattab, İslam ümmetinin halifesi olarak başkent Medine’den çıkıp Filistin’e geldi. Son derece mütevazı elbiseler içinde Kudüs’e giren Hz. Ömer, şehre İslam’ın verdiği izzet ve şerefle girdiklerini, üzerindeki yamalı elbiselerin hiçbir değeri olmadığını hâl ve davranışlarıyla anlatıyordu. Büyük halife Hz. Ömer, şehrin anahtarını Patrik Sophronios’tan bizzat teslim aldıktan sonra, burada yaşayan ve Müslüman olmayan kimselere tam bir din hürriyeti ve güven içinde yaşayacaklarına dair yazılı bir eman verdi. Bu tarihten sonra Kudüs, Haçlı işgaline kadar sürekli İslam devletlerinin hâkimiyetinde kaldı.

Hz. Peygamberin 23 yıllık peygamberlik süresinde 14 yıl boyunca namazlarını Mescid-i Aksa’ya yönelerek kıldığı bu mukaddes mekânın -etrafı mübarek kılınmış mescit ve kutsal şehir Kudüs’ün- işgal altında olması bütün ümmet için bir zuldür. Şehir, tarihte zaman zaman Haçlı veya Yahudiler tarafından işgal edilmişse de bu işgaller kısa süreli olmuş ve Müslümanlar bu beldeyi kurtarmanın yolunu bulmuştur. Haçlılar büyük ordular hâlinde Filistin’e saldırıp bir asra yakın bir müddet buraya yerleşmişler ancak onların orada ebediyen kalacaklarına hiçbir Müslüman inanmamıştır. 638 yılından 1099 yılına kadar İslam beldesi olarak kalan bu mübarek şehir, 461 yıl süreyle el-Makdis gibi çok sayıda büyük ilim ve fikir adamı yetiştirmiş, büyük bir kültür merkezi hâline gelmiştir. 1099 yılına gelindiğinde Haçlı ordularınca işgal edilmiş ve 88 yıl gibi tarihte hiç önemi olmayacak kadar kısa bir süre işgal altında kalmıştır.

Selahaddin el-Eyyubi 1187 yılında Kudüs’ü kuşattığında Beytü’l-Makdis’e beslediği sevgi sebebiyle bu mübarek beldeyi savaş felaketinden korumak istemiş, bunun için de birkaç kez çok elverişli şartlarla Haçlıları teslim olmaya davet etmiş ancak netice alamamıştır. O, bu kutsal şehrin surlarını yıkmak, binalarını yok etmek ve en ufak bir taarruzla şehre zulüm yapmaktan çekiniyordu. Bu nedenle o da Hz. Ömer gibi barış yoluyla şehri teslim almaya çalıştı. Bunun için şehre elçiler gönderip, “Kudüs’ün Allah’ın kutsal saydığı beldelerden biri olduğuna büyük bir inancım vardır. Sizin de kutsallığına inandığınız bu beldeye muhasara ve savaşın gerektirdiği yollarla hücum etmek ve girmek istemiyorum.” dedi.

Kur'an ve Hadislerde Mescid-i Aksanın Fazileti


Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesi ve en kutsal sayılan Harem Mescitlerinin üçüncüsüdür. Mescid-i Aksa Müslümanların kıblesi olarak, Hicretten sonra on altı, on yedi aya kadar sürmüştür. Filistin toprakları içerisinde ve Kudüs şehrinde bulunmaktadır. Mescid-i Aksa’nın ilk ismi, Arapça “Beytü’l Makdis “, yani “ Kutsal ev” demektir.

Yüce Allah (cc) Kur’anı-ı Kerimde “Mescid-i Aksa” dan adıyla bahsetmekte ve bu Mescidin etrafının mübarek kılındığını bildirmektedir. Bu konuda İsra suresinin 1. Ayetinde şöyle buyrulmaktadır:
1-“Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir.”    İsra su. 1.
Bu ayette kastedilen mescidin Kudüs’teki Mescid-i Aksa olduğu konusunda Bütün İslam Müfessirleri ittifak etmişlerdir. Nevevi,III, 327.  Kur’an-ı Kerim de “mabed” diye söz edilen bina Beyt-i Makdis olarak adlandırılırdı. Peygamber (sav)in Miraç’a çıkarken ziyaret ettiği mekânın bu Beyt-i Makdis olduğu ünlü müfessirler tarafından dile getirilmektedir. Nitekim meşhur İsra hadisinde Peygamber (sav) Efendimiz: “Burak’a bindim. Kudüs’teki Beytu’l-Makdis’e vardım..” diye söz etmektedir. (Buhari, B.Halk,6;  Müslim, İman,259;  Nesai, Salat,10;  Tirmizi,Tefsir, 2/17.)
Kudüs şehri, bütün kutsal dinlerde kutsal sayılan bir şehirdir. Bunun en önemli sebebi de Yüce Allah tarafından hidayet rehberi olarak görevlendirilen Peygamberlerin birçoğunun Kudüs’te yaşamış veya hayatının bir bölümünün bu şehirde geçirmiş olmalarındandır. Bu Peygamberlerin Mabet olarak kullandıkları mekânlar (Mescitler) de Kudüs şehrindedir.


Kudüs İle İlgili Ayetler


Kudüs ve çevresinin mübarek kılındığında dair diğer ayetler şunlardır.

2-“Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: … Ey kavmim! Allah’ın size  lütfettiği nimetini hatırlayın..Ey kavmim! Allah’ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin..”  Maide suresi.20-21.
Burada sözü edilen mukaddes toprak, Kudüs ve çevresi, yani Filistin topraklarıdır.

3-“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik….Onu (İbrahim’i (as) Lut ile beraber kurtarıp, içinde alemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.”  Enbiya suresi. 69-71.
Müfessirlere göre bereketli ülke Filistin (Kudüs) yöreleridir. İbrahim (as) ateşten kurtarıldıktan sonra Filistin topraklarına hicret etmiş ve bir sure el-Halil diye bilinen beldede ikamet etmiştir.

4-“Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrail oğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık..”  A’raf suresi.137.
                                                    
“Toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yer” denilirken kastedilen beldenin Filistin diyarı olduğu, zira İsrail oğulları Mısır’da zulüm gördükten sonra, Filistin topraklarına göç etmiş ve orada belli bir süre hâkimiyet kurmuşlardır.

5-“Bunun üzerine Zekeriya, mabetten kavminin karşısına çıkarak onlara: “Sabah akşam tespihte bulunun” diye işaret etti.”    Meryem suresi. 11.
Bu ayette geçen “Mihrap”, o zamanlarda ibadet edilen yer yani Beyt-i Makdis (Mescid-i Aksa)dır.

6-“ Zekeriya, Meryem’in yanına, Mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve: “Ey Meryem! Bu sana nerden geliyor?” der. O da: “Bu, Allah tarafındandır. Allah dilediğine sayısız rızık verir” derdi.”     Al-i İmran suresi. 37.

7-“Zekeriya mabede durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nida ettiler. Allah sana, kendisi tarafından gelen bir kelime’yi tasdik edici, efendi, iffetli ve Salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdele.” Al-i İmran su. 39.
Bu ayetlerde de “Mihrap” olarak geçen ve Mabet olarak tercüme edilenmekân Beyt-i Makdis, yani Mescid-i Aksa’dır.

8-“Meryem oğlunu ve annesini de kudretimizle bir alamet kıldık. Onları, yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.” Mü’minun suresi. 50.
Kur’an-ı Kerim, Beytu’l-Makdis’in toprağını bitkilerin en güzel bir şekilde yetiştiği verimli bir tepe, suyunu da akan bir pınar olarak nitelemektedir. Bu yer, Beytu’l-Makdis’tir.

Yukarıdaki bu ayetler, Hz. Zekeriya ve onun oğlu Hz. Yahya, Hz. Meryem ve onun oğlu Hz. İsa (as) döneminde orada bir mabedin yani Mescid-i Aksa’nın eski şeklinin mevcut olduğunu ortaya koymaktadır. İşte Beyt-i Makdis denilen mabet de bu mabettir. Tarihi kaynaklarda Kudüs’ün M:S. 70 yılında yıkıma uğradığı, Beyt-i Makdis’in de bu olayda yıkıldığı ifade edilmektedir. Ancak bu mekân yine bir mabet olarak biliniyor ve Beyt-i Makdis’in kalıntıları korunuyordu. Bugün Yahudilerin “Ağlama Duvarı”, Müslümanların ise “Burak Duvarı” olarak adlandırdıkları duvar bu eski mabedin bir kalıntısıdır.

9-“..İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)”  İsra suresi. 7.
Burada da zikredile mescidin Mescid-i Aksa olduğu konusunda yine icma vardır.

10-“Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara eğer girerlerse ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahrette de büyük bir azap vardır.”Bakara suresi.114.

Bu ayet Beyt-i Makdis’e saldıran, onu harap edip ahalisini de öldüren Rumlar hakkında nazil olduğu belirtilmektedir. ( Kadı Beydavi Tefsiri.. Bak. Bakara suresi.114.ayet.)

Dün Rumlar saldırdı, Mescidi tahrip edip ahalisini öldürdüler, Bu gün de rezil, zalim İsrail askerleri saldırıyor, asker fotinleri ile Mescide giriyor, Kur’an-ı Kerimleri yerlere atıyor ve Müslüman Filistinlileri öldürüyorlar. Ayetteki zalimler bugün İsrail askerleridir. Dünya’da rezillik, ahrette de azap onlarındır. Bir buçuk milyarlık İslam âlemi, 8-9 milyonluk İsrail’in zulmünü sadece seyrediyor.

11-“Cinlerden de öylesi vardı ki, Rabbinin izni ve emri ile Süleyman’ın önünde sürekli çalışmaktaydı. Onlar onun için dilediği şeyleri; sağlam köşkleri, yüksek evleri, mescitleri, heykelleri, büyük havuzlar gibi çanakları ve sabit sabit çanakları yapıyorlardı. .Sonra Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü ancak değneğini yiyen ağaç kurdu gösterdi..”Sebe suresi. 12- 14.

Mescid- Aksa yerinin tespiti ve planlanması Hz. Davut (as) ile başlar. Hz. Davut (as) Kudüs’te inşa etmek için başladığı fakat bitiremediği mabedin inşasını bitirmesini oğlu Hz. Süleyman (as) a vasiyet ve emreder. Mabedin yapılması ile ilgili bütün malzemeleri ve elemanları oğlu Süleyman (as)a teslim eder. . Babasının vasiyetine uyarak Süleyman (as) Kudüs’te Beytu’l- Makdis’i inşa etmiştir.  (İslam Ansiklopedisi, 29/ 268-271)

Bu Mescidin inşasında cinleri de çalıştırmış ve Hz. Süleyman (as) canını Rabbine teslim etmesine rağmen, cinler bu durumu anlamamış ve başlarında Hz. Süleyman varmışçasına çalışmalarına devam etmişlerdir. Hz. Davut (as) ın inşasına başlayıp oğlu Hz. Süleyman’ın bitirdiği, cinlerin de bilfiil çalıştığı Mabet, Mescid-i Aksa’dır. Mescid-i Aka’nın ilk şeklinin Hz. Süleyman (as) tarafından yaptırıldığı, hem yukarıdaki ayetlerden hem de şu hadisten açıkça anlaşılmaktadır.

Hz. Süleyman (as) mabedin inşaatı bitince büyük bir törenle mabedin açılışını yapmıştır. Hz. Süleyman (as) 22.000 öküz, 120.000 koyun kurban kesmiş ve bir hafta sureyle bayram ilan etmiştir.

Çok değerli eşyalarla dolu olan Beyt-i Makdis, Hz. Süleyman (as) dan sonra istilacıların yağmalama ve yıkımlarına maruz kalmıştır. En büyük yıkım Babil hükümdarı II. Büntünnaar’ın Kudüs’ü 3. İşgali sırasında olmuştur. (M.Ö. 586). Daha sonra da pek çok istilalar sonucu mabet yıkılmıştır.
M.S. 638 yılında Halife Hz. Ömer (ra) döneminde Kudüs fethedildikten sonra, Kudüs’ün anahtarını teslim aldığında kendisi de bizzat çalışarak Mescid-i Aksâ’nın (Süleyman Mâbedi) Hıristiyanlık döneminde molozlar altında kalmış olan yerini temizletip Sahre’nin güneyindeki düzlükte cemaate namaz kıldırmış (Taberî, Târîħ, II, 450), daha sonra da buraya bir mescit yaptırmıştır. Hz. Ömer (ra) nin burayı mabet ittihaz etmesi ve orada namaz kılması o mekânın kutsiyet ve ehemmiyetinden ileri geliyordu. Mescid-i Aksa daha sonra Emevi halifelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında genişletilmiştir.

Mescid-i Aksa’ya Mekke ye olan uzaklığından dolayı en uzak manasına gelen “aksa”  ismi verilmiştir.


Hadis-i Şeriflerde Mescid-i Aksa’nın önemi ve fazileti


1-Peygamber (sav) Efendimiz, Hz. Süleyman’ın üç dileği olduğunu söyleyerek şöyle buyurmaktadır: “Davut oğlu Süleyman (as), Beytu’l-Makdis’i inşa edince Yüce Allah’tan üç şey istedi: Birincisi doğru ve isabetli hüküm verme yeteneğinin kendisine verilmesini istedi ki, bu kendisine verildi. İkincisi kendisinden sonra kimseye nasip olmayacak bir iktidar verilmesini istedi. Bu da kendisine verildi. Üçüncüsü Mescidin inşaatını bitirdikten sonra, “bu mescide sadece namaz kılma düşüncesi ile gelen bir kimseyi annesinden doğmuş gibi günahsız olarak oradan çıkarmasını” Allah’tan niyaz etti.” Başka bir rivayette yer alan ayrıntıya göre, Resulullah (sav): “Süleyman’ın ilk iki dileği gerçekleşmiştir. Üçüncüsünün de kendisine verilmiş olmasını umarım.” Dediği rivayet edilmektedir.   İbn Mace, İkamet, 196. Nesai, Mesacit, 6. Hadislerle İslam, D.İ.Bşk. c.6.s 85.
Bu hadis-i şeriften öğrendiğimize göre, Mescid-i Aksa’ya ibadet niyetiyle namaz kılmak için gitmek, günahlara kefarettir, kişinin bağışlanmasına neden olur.

2-Peygamber (sav) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “ Yolculuk ancak şu üç Mescitten birisine ibadet için olur. Benim şu Mescidime, Mescid-i Haram’a ve Mescid-i Aksa’ya”.    Müslim, Hac, 15/ 415,511.512. Buhari, Mescid-i Mekke,1. Savm 67,  Ebu Davut, Menasik 94; Tirmizi, Salat 126; Nesai, Mesacit,10.
Bu gün İslam âlemi, “ibadet için yolculuk yapmaya değer” diye belirtilen Mescid-i Aksa’yı rahat bir şekilde ziyaret edememekte ve içerisinde Cuma namazı kılamamaktadır. İsrail askerleri dün Cuma namazında 35 yaşın altındaki gençlerin namaz kılmalarına izin vermemiştir. Mescid-i Aksa’nın Müslümanların ziyaretine açık tutulması için mukaddes Kudüs şehrini kurtarmak hepimizin dini bir görevidir. Allah Kudüs ‘ün kurtulduğu günü görmeyi bizlere nasip eylesin.

3-Ebu Zer (ra) diyor ki, “Resulullah (sav) Efendimize; “yeryüzünde inşa edilen ilk mescidin hangisi olduğunu sordum, “ Mescid-i Haram” diye cevap buyurdu. “Sonra hangisi?” diye sordum, “Mescid-i Aksa” diye cevap buyurdu. Ben, “ İkisi arasındaki süre ne kadardır?” diye sordum. Şöyle buyurdular: “Kırk yıl” sonra da Peygamber (sav), “ Ey Ebu Zer! Bütün yeryüzü senin için mescittir. Nerede namaz vaktine girersen orada namazını kıl. Namazın fazileti, vaktinde kılınmasındadır,” buyurdu.” Buhari, Enbiya, 60/40; Müslim, Mesacid, 1-2; İbn Mace, Mesacid, 4/7.

4-Peygamber (sav) Efendimiz Mescid-i Aksa’da kılınan namazların, Mescid- Haram ve Mescid-i Nebevi hariç, diğer mescitlerde kılınan namazlardan daha fazla sevap ve faziletli olduğunu şöyle ifade etmektedir: “Bir adamın kendi evinde kıldığı namaza bir namaz sevabı verilir. Oturduğu beldenin sakinlerinin devam ettikleri camide kıldığı namaz yirmi beş kat sevap verilir. Cuma namazının kılındığı camide kıldığı namaza beş yüz kat sevap verilir. Mescid-i Aksa’da kıldığı namaza elli bin kat sevap verilir. Benim Mescidimde kıldığı namaza elli bin kat sevap verilir. Mescid-i Haram’da kıldığı namaza ise yüz bin kat sevap verilir.” İbn Mace, İkametu’s-Selah, 5/ 198. Ahmet b.Hanbel,2/ 16, 68.

5-Peygamber (sav) Efendimize azatlısı Hz. Meymune (ra): “Ey Allah’ın Resulü! Bize Mescid-i Aksa hakkında hükmün ne olduğunu bildirir misiniz?” diye sorar: Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurdular: “Oraya gidin ve içerisinde namaz kılın.” Hadisin ravisi dedi ki, “O zaman orası Müslüman olmayanların hâkimiyeti altındaydı”. Peygamber (sav) Efendimiz sözlerine şöyle devam etti: “Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.”  Ebu Davut, K. Salat,14.

6-Resûl-i Ekrem’in Mi’rac gecesinde Mescid-i Aksâ’ya uğradığı ve burada içlerinde İbrahim (as), Musa (as) ve İsa (as) ın da bulunduğu peygamberler topluluğuna namaz kıldırdığı ve sonra semaya yükseltildiği anlaşılmaktadır. (Müslim, “Îmân”, 259; İbn Hişâm, II, 37-38).

7-Ümmü Seleme (ra) den, Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdular :” Kim umre yapmak için ihrama Beyt-i Makdis’den başlarsa günahları bağışlanır.”   Bunun üzerine annem de Beyt-i Makdis’den itibaren ihrama girdi.”  İbn Mace, Terğib, c.3/ s.5.

8-Ebu Davut ve Beyhaki’nin rivayetlerinde ise, Ümmü Seleme (ra) Resulullah (sav) in : “ Kim hac ve umre yapmak üzere Mescid-i Aksa’dan ihrama girerse geçmiş ve gelecek günahlarıbağışlanır ve mutlaka cennete girer” buyurduğunu işittim.” Dedi. Et-Terğib c. 3/ s.6.

9-Filistin topraklarının mübarek kılındığına dair de şu hadis-i şerif bulunmaktadır: Bu hadiste şöyle buyurulur: “Allah, Ariş ile Fırat arasını mübarek bereketli kılmış ve özellikle Filistin’i mukaddes kılmıştır.”  Müslim, İman, 282.





Not: Bu yazı, kıblenin değiştiği mescid, kudüsün fazileti, kudüs mescidi aksa hakkında hadisler, kudüs ve mescidi aksanın islamiyet için önemi, kudüs tarihi, mescidi aksa tarihi, mescidi aksa ve kudüs ile ilgilidir.