8 Mayıs 2018

OSMANLIDA RAMAZAN NASILDI?

OSMANLIDA RAMAZAN ADETLERİ

Osmanlı’da Ramazan, devlet erkânından sıradan insanlara kadar yardımseverlik, cömertlik ve huşu içerisinde geçirilirdi. Bayrama gelindiğinde ise aynı heyecan ve coşkuyla kutlanırdı.

Ramazan’ın gelişi, uzun zamandır özlenen bir dostun gelişini beklemek gibiydi Osmanlı’da. Meydanlardaki çeşmelerden şerbetler akar, misafir uğurlarken diş kirası verilirdi. 

Halk, "Allah’a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin." hadis-i şerifinin sırrına inanarak ikramlarını genelde Kur'an ayı olan Ramazan'a denk getirirdi. Bu kapsamda 7 akşam 3 sofra geleneğiyle ister zengin olsun ister fakir, evinde mutlaka misafir ağırlamaya özen gösterirdi. Yani herkes her hafta “Mutlaka eve misafir almalıyım” düşüncesindeydi.

TÜRK RAMAZAN KÜLTÜRÜ VE RAMAZAN SOFRALARI

Osmanlı’da kurulan yer sofralarında zengin fakir ayrımı olmaması için bazı uygulamalar yapılırdı. Farklı kişilerin birbiriyle tanışması ve ayrımcılık olmaması konusunda hassas davranan Osmanlılar, kurdukları her bir sofranın adlarına Kur’an-ı Kerim’den bir sure isimleri verirdi. Yasin sofrası, Tebareke sofrası, Bakara sofrası gibi. Her sofranın kaşıklarına kendi isimleri yazılır ve hepsi bir sepetin içine konulur. Ev sahibi kapıda misafirleri karşılarken bir yandan içi kaşık dolu sepeti misafirlerine uzatır. Misafir sepetin içinden aldığı kaşığın sapında hangi isim yazıyorsa o sofraya oturur. Böylelikle gelen kişinin zengin fakir ayrımı yapmadan aynı sofrada yemesine olanak sağlanır. Kullanılan kaşıklar, bir süre sonra eskirdi. Üzerinde sûre isimleri yazıldığı içinde atamazlar, kaşıklar itinayla yakılır, külleri de bahçelerdeki gül ağaçlarının diplerine dökülürdü. Misafir uğurlanırken de avucuna para konur ve ‘Bu akşam sizi soframızda yedirdik. İçirdik. Dişinizi eskittik. Bu da dişinizin kirası.’ denir, böylelikle kimse rahatsız olmazdı.

RAMAZAN KAZANLARI

Osmanlı’da meydanlar çok büyük bir önem arz ediyordu. Beyazıt, Çemberlitaş, Sultanahmet Meydanı gibi birçok meydanda Ramazan gelmeden evvel hummalı bir hazırlık yapılırdı. İnsanların bir araya toplandığı iki yer vardı. Cami ve meydanlar. Meydanların belli köşeleri kazanlarla donatılır, uzun devasa yer sofraları kurularak toplu yemekler verilirdi. Başta padişah olmak üzere birçok kişi bu yemeklerin verilmesine destek olurdu. Ramazan’da çeşmelerin ve sebillerin içlerine muhakkak su yerine meşrubat doldurulurdu. Sultanahmet Meydanı’nda 1898 yılında yapılan Alman çeşmesinin içine de Osmanlı’nın son dönemine kadar Ramazan ayı boyunca şerbet doldurulurdu.

RAMAZAN EĞLENCELERİ

Ramazan ayının olmazsa olmazı Ramazan eğlenceleri, insanların kaynaşmalarını ve bu ayı keyifle geçirmelerini sağlardı. İftardan sonra, evlere gelen konuklarla toplu eğlenceler düzenlenirdi. Masallar anlatılır, bilmeceler sorulurdu. Herkes başından geçen ilginç öyküleri gençlere örnek olması amacıyla anlatırdı. Teravihten sonra mahyalarla süslenmiş sokaklarda gezmek ayrı bir keyifti. Büyük meydanlarda sergilenen kukla, orta oyunu, karagöz gösterileri çocuklar için olduğu kadar büyükler içinde eğlenceliydi. Ayrıca bazı ünlü meddahların gösteri yaptığı kahvehaneler çok gözdeydi. Semai kahvehanelerinde, saz şairleri semailer okurdu.

RAMAZAN DAVULCULARI

Sahurun habercisi olan Ramazan davulcularının nesilden nesile söyleyerek taşıdığı Ramazan manileri, eski Ramazanların önemli özelliklerindendi. Ahaliye sahur vaktini haber vermek ve bahşiş toplayabilmek için maniler eşliğinde davul çalınırdı. Hatta bazı kahvehanelerde mani yarışmaları düzenlenirdi.

PADİŞAH VE RAMAZANLAR

Mübarek ay Ramazan’ın gelişi öyle heyecanla karşılanırdı ki hem halk hem padişah bu ayın feyzinden mahrum kalmazdı...

Padişahlar, hem halkı hem de kendilerini bu ayın manevi iklimini doya doya yaşardı. Ramazan ayında huzur dersleri düzenleyen cihan padişahları, her gün ayrı bir âlimi sarayda ağırlardı. Hem dini hem fen ilimleri bu meclisin sohbetlerinde yer alırdı. 

HIRKA-İ SAADET

Osmanlı’da Ramazan ayının önemli merasimlerden biri de Hırka-i Saadet merasimiydi. Ramazanın on beşinci gününde Peygamberimizin Veysel Karani hazretlerine hediye ettiği Hırka-i şerifin bulunduğu cami ziyaret edilirdi. Ka’b bin Züheyr’e hediye ettiği hırka ise her yıl Ramazan’ın 15′inden itibaren saray halkının ziyaretine açılırdı.

Osmanlı Ramazanında Ramazan eğlenceleri kadir gecesinde sona erer, bayram hazırlıkları başlardı. Kadir gecesinde Sakal-ı Şerif ziyaret edilirdi. Topkapı Sarayında kadir alayı tertip edilirdi. O gece Padişah namazını dışardaki camilerde kıldığı için bu alay düzenlenirdi.

RAMAZAN BAYRAMI

Ramazan bayramında herkes gücü yettiğince yiyip içmek, ziyaretlerini yapmak ve bayramı huzur içinde geçirmek için elinden geleni yapardı. Davetler ve ziyafetler düzenlenir, küsler barıştırılırdı. Kabristanlar ziyaret edilir ve dua edilirdi. Evlere gelen konuklara baklava, sarı burma, şöbiyet ve helva gibi tatlılar sunulurdu. Misafirliğe gidenler elleri boş gitmez, tatlı götürürlerdi. Kurulan bayram yerlerinde seyyar tatlıcılar, helvacılar, salepçiler, şerbetçiler, çörek ve simitçiler halka satış yaparlardı. Çarşı pazarlar dolup taşar, bayram tebriklerinde şeker ikram edilirdi. O zamanlar da akide şekeri ikram etmek adettendi. Dönemin padişahı bayram alayından sonra has oda önündeki tahtına oturur ve tebrikleri kabul ederdi. Vezirlere, Şeyhülislam’a ve devlet erkânına helva dağıtılırdı.

ZİMEM DEFTERİ UYGULAMASI

Osmanlı’da Ramazan günlerinde zenginler, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav vb. dükkânlarına girer, onlardan Zimem defterini yani veresiye defterini çıkarmalarını isterdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sayfaların yekununu yaptırıp, “Silin borçlarını… Allah kabul etsin” der, çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, kimi borçtan kurtardığını bilmezdi.

YAZ TATİLLERİ ÜÇ AYLARDA OLURDU 

Cerre çıkmak Ramazan geleneklerinden birisiydi. Osmanlı Devleti’nde medreselerde yaz tatilleri “Üç Aylar”da verilirdi. Bu tatillerde seçilmiş medrese talebeleri hem kendi bilgilerini pekiştirmek, hem de dinî konularda halkı aydınlatmak için İmparatorluğun farklı bölgelerine gönderilirlerdi. Bu gönderme olayına “cerre çıkmak” denirdi.Medrese öğrencileri için cerre çıkmayı bir noktada bugünkü üniversitelerin staj eğitimleri gibi anlaşılmasında da bir sakınca yoktur.

İFTAR DÂVETLERİ OLURDU

Osmanlı’da Ramazan’da halk, eşine-dostuna iftar vermeyi büyük bir ibadet kabul eder, misafir ağırlamak için çırpınılırdı. Ramazan boyunca iftar vakitlerinde kapılar açık tutulurdu. Böylece yolda kalan ve ihtiyacı olan herkes istediği eve girer iftar sofrasına dâhil olurdu. Bunun için tanıdık olmaya gerek yoktu ve iftar için gelenin kim olduğu da asla sorulmazdı.

ARİFE ÇİÇEĞİ

Osmanlı’da bayramların bilhassa çocuklar için ayrı bir yeri vardır. Bayramlıklarıyla sokakta gezen çocuklara “arife çiçeği” denilirdi.Osmanlı’dan gelen “Arife Çiçeği” kavramı; bayramdan birkaç gün önce yapılan alışverişin ardından çocukların sabırsızlanarak giysilerini bayramdan bir gün önce, yani Arife günü, giyerek dolaşması olarak tanımlanırdı.

OSMANLI’DA BAYRAM

Osmanlı’da bayram, Sultanın bayram namazı için camiye gelişiyle başlardı. Namaz sonrasında saraya dönen padişah önce annesinin elini öpüp ardından diğer aile efradıyla bayramlaşırdı. Padişah, bayram tebriğinin ardından güzel işlemeli keselerle çocuklara para saçarak onları sevindirirdi.


Kaynak: islam ve ihsan

1 YORUM: